Oyun grubu 

Uzun zamandır aklıma takılan bir konu vardı.. Bir çok uzman kreş için uygun yaşın üç olduğunu düşünüyor. Tam zamanlı kreş yerine “imkan varsa” evde bakımın daha iyi olduğunu düşünüyorlar. Açıkçası ben bu konuda emin değilim, çünkü evde ne kadar iyi bakılsa da, bence çocuklar hayatı en çok yaşıtlarından öğreniyor. Annem, muhteşem bir anneanne, benden çok daha iyi ilgileniyor Arya’yla, yine de artık bir şeyler eksik kalmaya başladı gibi geliyo bu ara bana.. Malum Ankara’dayız, kış aylarını evde geçirmek zorundayız o yüzden parka gitmek bile bir lüks bizim için. Bir yandan iki yaşından önce ( özellikle tuvalet eğitiminden önce) kreşe vermeye de cesaret edemiyorum.. Hal böyle olunca bir arkadaşımın önerisiyle oyun gruplarını araştırmaya başladım. Oyun grubunun mantığı çocuğu birkaç saatliğine arkadaşlarıyla oynayabileceğiniz bir ortama götürmek. En güzeli arkadaş çevresinde böyle bir ortam oluşturmak ama napalım bizde yok.. Bazı oyun grupları çocuğu annesiyle alıyor bazıları ise özellikle annenin dışarda beklemesini istiyormuş. Kısa bir araştırma sonrasında Gymboree ve Ya-pa arasında tercih yapmaya karar verdim. Belki başka yerler de vardır ama benim koşullarım için bu iki yer daha uygundu. İlk olarak Gymboreede ücretsiz bir deneme dersine girdik. Ortam çok güzeldi, çocuklar için tasarlanmıştı her şey, öğretmenler de çok ilgiliydi ama benim sevmediğim iki şey oldu, birincisi yeri çok ters, bizim eve çok uzak. Diğeri de anne ya da babalardan çok beklenti var. Tüm oyunlara anne/babanın katılması daha doğrusu her şeyi onların yapması gerekiyor. Deneme dersinde Arya hiç bir çocukla iletişim kurmadı, hep benle olmak istedi, dahası oyunlara da katılmadı, ama alışıp çok mutlu görünen çok çocuk vardı. İkinci deneme dersimiz Ya-pa oyun grubuydu. Burda içeride anne-babanın çok bulunmasını istemiyorlar ki bence de sosyalleşme için bizden biraz ayrılmaları gerekiyor..Öğretmenler devamlı ilgileniyor, sahibi Özlem Hanım bilgili ve ilgili biri. Tabi ki bir taraftan Arya’yı bırakmak ( her ne kadar kapıda beklesem de) çok zor geldi. Ya içerde düşerse, ya diğer çocuklar vurursa iteklerse, ya korkarsa, ya çok hasta olursa diye kafamda çok soru vardı (ki hala var).. Ama napalım hayat bu zaten, böyle öğrenmeyecekler mi hayatı.. Neyse sonuçta karar verip Ya-pa oyun grubuna yazıldık. 

   

 Umarım her şey güzel olur.. 

    20. Aydan notlar 

    Neredeyse 20 aylıksın kızım,

    Babana ‘yiğit’ annene ‘bap’ diyorsun.  Neredeyse her şeyi söylüyorsun artık, iki kelimeli cümlelere çabalıyorsun.. Safun (sabun), şu (su), ayşee, maymuun en tatlı kelimelerin.. 

    Hayvanlar alemi en sevdiğin şey özellikle Ayı bir numaran. Çanta karıştırmak, müzik dinlemek (özellikle radyo fenomen), kitaplarını hızlı hızlı okumak en sevdiğin işlerden.. Tabi ki en sevdiğin arkadaşın Gürk 🙂 

    Hala zor yemek yiyor, hala uykuyu sevmiyorsun. Favori yemeğin yok, ya da bizim yaptıklarımızı beğenmiyorsun. 

    Hala emzik emiyor ve hala aramızda yatıyorsun.

    Çiş kaka olayına çok taktın, lazımlıktan kalkmak istemiyorsun. Ama çişini hiç söylemiyorsun.

    Çok yaramaz bir çocuk değilsin galiba ama acemi acemi koşup bol bol düşüyorsun.

    Bir şey isteyince çok inat ediyorsun, bazen bizi delirtiyorsun.. 

    Biraz kıskançsın ama vicdanlısın, bir yerimiz uf olunca gelip mutlaka  öpüyorsun.

    Annen işe gidince küsüyor, dönünce trip yapıyorsun, gönlünü alana kadar beni bayağı bir zorluyorsun.

    Pek babacısın, ama işine gelmeyince onu da satıyorsun 🙂

    İlerde nasıl olursun bilmem ama şimdi huysuz ve tatlısın .. 

    2 yaş sendromu dedikleri

    Tezidir, sınavıdır, bitirme işleridir, uzun bir süredir kızımdan, evimden (haliyle blogumdan) bir haberim ne yazık ki.. İşlerin bir kısmını halledince, şimdilerde kızımdan uzak kaldığım günlerin acısını çıkarmaya çalışıyorum.  Aryacık da hızla büyüyor ve değişiyor. Her anın ayrı güzelliği ve zorluğu var muhakkak.. Bu ara yeni yeni huylar edindiği de doğrudur. Bunlardan en belirgini inatçılık.. Hem de öyle böyle bir inat değil (cadı oldu be bildiğin).. Bir şeyi alıcam dedi mi, yapıcam dedi mi, illa ki yapacak.. Önceden de vardı tabi ama ‘aa bak kuş var’ numaralarını artık yemiyor.. İstediği yemek olunca yiyor, istemediğini ölüyorum desen ağzına sürmüyor.. Yeni huylardan biri de ‘ben ben’ cilik biri bir şey mi yapıyor, hemen ‘Arya Arya’ diye bağırıp o da yapmak istiyor. Yemeğini kendi yemek, suyunu kendi içmek, bezini kendi değiştirmek hatta ayrı eve çıkmak istiyor 🙂 Eğer istediğini vermezsen ayılıp, bayılmalar, cinnet geçirmeler, istediğini alınca da bir anda susmalar…Bir de bu ara her şeye önce istemem anlamına gelen ‘mem mem’ ve ‘yok’ diyor, isteyeceği şeye bile önce hayır deyip sonradan istiyor.

    Yeni huylardan biri de küsme ve trip atma.. Diyelim anneanneye bırakıp , bir kaç saat evden kaybolduk, dönünce vay halimize.. Yüzümüze bakmamamalar, dudak büzüp, göz süzmeler, affettirene kadar yaptığımız şebekliklere gülmemeler.. Uyku meselesine gelince eskiden uyku saatinde sallayınca uyurken artık ancak kendisi ‘nennen’ deyince uyuyor.Â İşin özünde çocuk fark etti ki, artık o bir birey ve canı ne isterse onu yapabilir.. Biz ona tepki gösterdikçe onun özgürlüğünü kısıtladığımıza inanıyor. Yapılacak şeyi bilmemize rağmen gerçekten bazen çok zorlanıyoruz, yanlışlarını ilgisini başka noktaya çekerek düzeltmemiz gerektiğini biliyoruz ama bu o kadar da kolay olmuyor. Bazen öyle tehlikeli işler yapıyor ki, istemeden bağırıyoruz, buna tepki olarak ya kıkır kıkır gülüyor, ya da inadına daha çok yapıyor. Devamlı ‘düşersin, hasta olursun, bak canın’ acır dersem kendine güveni azalacak onu da biliyorum ama o dengeyi tutturmak çok zor. Hem özgür olsun, hem kendine güveni olsun, hem başına bir kaza gelmesin, hem de sözümü dinlesin mottoları biraz zormuş yani..

    Diğer bir konuda bu kadar süredir, Arya’yı ekrandan korumama rağmen artık bu işin giderek zorlaşması.. Televizyon, telefon hayatımızın o kadar içindeki, hiç telefon vermememe rağmen o tombik parmaklarla tuş kilidimi açmayı öğrenmiş durumda.. Tüm bunları alt altta yazınca al sana 2 yaş sendromu.. 2 yaş sendromu iki yaşa girmeden başlayabilen ve bazen 3,5 yaşa kadar devam edebilen bir ‘küçük ergenlik ‘ süreci…  Bu dönemi gerçek anlamda her çocuk yaşayacak diye bir kural yok tabi, ama bazı çocuklarda ergenlik kadar zor geçebiliyormuş. Biz hangi gruptayız ve nasıl devam ederiz bilemem ama bu durumda ‘küçük ergenimizle’ bu günlerin tadını çıkarmaya çalışmak düşüyor bize de..

    Böcek korkusu

    Uzun zamandır yazamıyorum, kendime verdiğim bir çok söz gibi bunu da yapamıyorum.. Aslında Arya’nın her yeni şeyini kaydetmek istiyorum ama bir türlü fırsat olmuyor. Ama bu ilki yazmak istedim.. Ne zaman ve nasıl başladı pek bilmiyorum ama Arya böceklerden korkmaya başladı.. Tüm hayvanlara aşırı ilgiliydi ve hiçbirinden korkmuyordu, ama geçenlerde yerdeki sineği görüp garip hareketler yapmaya ellerini ovuşturmaya başladı.. Denk mi geldi acaba derken bir baktık ki böcek lafından bile huylanıyor.. Daha önce arının birini parmağıyla sıkıştırdığında benim bi ‘aaaa yapmaaa’ diye bağırmışlığım var ondan mı bilmem ama böylece evimizdeki herkesin böcek fobisi olmuş oldu. Ben baya korkak bir insanım o yüzden Arya korkak yetişmesin istiyorum ama demek ki artık korkular başlayacak.. Belki de bir çok şey gibi bu da genetik .. Açıkçası ne yapmak gerekiyor onu da bilmiyorum.. Çok üstüne düşüp pekiştirmek de istemiyorum, bakalım ne yapacağız zamanla görelim …

    Ayy daha yürümüyor mu! 

    Dikkat bu yazı biraz atarlı olacaktır! 

    Neden mi bu ara insanların Arya ile ilgili bazı yorumları beni sinirlendirir oldu. Bazıları çok iyi niyetli biliyorum ama bazıları gerçekten çok gereksiz .. 

    1. Nerdeyse 14 aylık niye yürümüyor ki

    (Başka bir bulgu olmadıkça çocuklarda yürümenin başlamaması 18 aya kadar normal kabul edilir. Boşver sen zamanı gelir yürümezse o zaman araştırırız gerekirse)

    2. Aa fotoğraflarda tombiş görünüyor, aslında çok zayıfmış neden ki

    (Evet öyle napalım yani, bütün günümüz yemek yedirmeye çalışmakla geçiyor zaten, her çocuk aynı değil ki bu da böyle iştahsız )

    3. Şeker yedirmediğinden kilo almıyor bak bu çocuk ..

    4. Ne zamana kadar şeker vermeyeceksin ki sanki .. 

    (Kardeşim çocuğuma sağlıksız bir şey vermek istemiyorsam niye karışıyorsun ki, sen çocuğunu Nutella ile besle istersen ama bana karışma, sağlıklı olsun da zayıf olsun ne yapayım yani)

    5. Çok sık hastalanıyor bu çocuk .

    (Evet ben hastanede çalışıyorum her gün onlarca enfeksiyon hastası ile karşılaşıp bu hastalıkları eve taşıyorum, ne yapayım yani fanusa mı koyayım çocuğu ya da ben mi çalışmayayım )

    Bizim toplumumuzda herkes çocuk bakımında uzman,iyi niyetli yorumlara tabi ki her zaman açığım, ama bazı şeyleri söylerken benim gibi zaten acemi olan anneleri bir de ‘ kötü anne ‘ gibi hissettirmeye hiç gerek yok bence.. 

    Macera dolu Amerika 

    Uzuun zamandır kafamızda bir Amerika seyahati vardı, başka nedenler de işin içine girince arkadaşlarımızla heveslenip bir plan yaptık ( biz bu planı yaptığımızda Arya 6 aylıktı ve o zaman yolculuk çok kolaydı) ve Haziran sonunda uçağa atlayıp gittik.. Evet hem de Arya’yla !

    Tabi ki işler hiç kolay olmadı.. Bir bavul arya kıyafeti , calpol, dolven, Augmentin vb, gizli gizli sokmaya çalıştığım kuru kayısı, hurma ve tarhana ile dolduktan sonra küçük bir bavul da kendimize hazırladık 🙂 İstanbul’dan THY ile direk uçuşla New York’a gittik, gidiş yolculuğu beklediğim kadar kötü olmadı (hele dönüşü düşününce hiç) .. NYC ‘de Manhattan bölgesinde bir ev kiraladık. Airbnb’den kiraladık bu sefer de ama bu kez ev sahibi de ev de kötüydü açıkçası genel olarak umduğumuzu bulamadık, fifth avenue ve central park dışında hiç bir yeri çok beğenmedim nedense.. Her sabah kalkıp emektar Avent pişiricide Arya’ya yemek hazırlayıp, gündüzleri bol bol gezmeye çalıştık.. Meyve sebzeyi kolayca bulduk ama yoğurt ve peynir kıtlığı bizi çok zorladı.. NYC den sonra herkesin illa gidin dediği San Diego’ ya gittik.. İyi ki de gitmişiz, sayfiye havası, salaş mekanları ve devasa hamburgerli  Hodad’sı, Arya’nın kendinden geçtiği hayvanat bahçesi ve hayatında ilk kez denize girdiği Coronada beach ile ikimizin de en sevdiği yer orası oldu.. Ardından araba kiralayıp kısa kısa LA ve Las Vegas ‘ı gördük ( bebekle Las Vegas ‘ta napılır demeyin ben de bilmiyorum ????????????) ..Gözümde çok farklı canlandırdığım Holywood da hiç beklediğim gibi çıkmadı.. Oscar Ödülleri’nin verildiği benim saray gibi hayal ettiğim Dolby Theatre tam bir hayal kırıklığıydı (sadece Oscar öncesi temizleniyor heralde) .. Son durağımız olan San Fransisco yazın ortasında buz gibi oluşunu, bebek arabası sürerken canımızın çıktığı yokuşları ve aşırı pahalılığı saymazsak çok güzeldi..  En korkunç roller coasterlarıyla ünlü Sİx Flags’de sadece atlı karıncaya binebilmiş olsam da SF ‘de paraşütle atlama hocalığı yapan bir arkadaşımız sayesinde hayatımın çılgınlığı diyebileceğim uçaktan atlama işini yaptım :)) Daha da adrenalin istemem artık .. 
    Son olarak da dönüşten bahsedeyim. SF ten THY ile direk Uçuş olması güzel gerçi 13 saatlik yolculuğun neresi güzel  olabilir 🙂 Yiğitle ayrı oturacağımızı ve yanımızda bir başka bebekle gideceğimizi öğrenerek başladık yolculuğa.. Yol boyu Arya ve diğer bebeğin ağlamalarıyla sinir krizi geçiren uzak doğulu amcanın bakışlarıyla ben yerin dibine girerken, hiç sesi çıkmayan ve gülümseyen bebekleri ile önümüzdeki gay çift uçağın gözdesi oldu.. Bu arada aşırı çalışan klima zaten önümüzdeki günlerde Aryanın 40 dereceye çıkacak ateşinin habercisi oldu 🙁 Öyle böyle bitti 13 saat ama biz de bittik .. 

    Bu arada ilk günlerde her gün yemeği yapılan Arya hanım son günlerde ne bulursa onu yemeye başladı 🙂 Gezerken bizi en çok zorlayan hava değişimi oldu , NYC’de üşümesin diye montla gezdirdik çocuk pişik oldu, Las Vegas da çöl sıcağında nevri döndü .. Son modası bebek arabasına asla oturmayıp kendi sürme isteği ( daha yürümediğini hatırlatırım) ile ara ara bize keçileri kaçırttı.. Genel olarak 1 yaşında bebekle gezmek çok da iyi bir fikir olmayabilir ama yine de çok şükür her şey güzeldi.. Haa bi daha böyle bir şeye cesaret edemem galiba o ayrı, şöyle Akdeniz’de sıcak kumlarda bir tatil yapsaydık daha iyi olur muydu, belki.. Daha çok dinlenir miydim, tabi ki.. Ama dünya gözüyle bir Amerika görmüş olduk işte.. Daha nicelerini görmek dileğiyle..

    Anne sütüne veda 

    Aslında bu yazıyı hemen yazamadım, belki saçma gelecek ama içim biraz buruk çünkü.. Zar zor başlayan, defalarca geçirdiğim mastitlerle devam eden emzirme maceramız sonunda bitti. Bir devir kapandı yani, hamilelik ve sonrasında emzirme ile insan bebeğiyle hep bir bütünmüş gibi hissediyormuş.. İşte bütünlük hali Arya hanımın doğum gününe bir hafta kala emmeyi reddetmesi ile sona erdi.. Nasıl oldu bilmiyorum.. Bir sabah uyandık ve Arya emmemek için tekmeler savurdu. Ãœzülmedim desem yalan olur, hatta aşırı üzüldüm.. Kabul ediyorum çok korkunç bir durum değil.. Çoğu çocuk psikologu bu kadarın yeterli olduğunu düşünüyor.. Artık yediğime içtiğime dikkat etme derdim yok, mastit korkusu yok, parfüm sürmeye, içki icmeye başlayabilirim, ayy bunla emziremem diye giyemediğim elbiselerimi giyebilirim.. Bir çok annenin çektiği memeyi bıraktırma derdim de olmayacak.. Ama yine de çok koydu bu durum.. Artık üzüldüğünde, ağladığında onu sakinleştiremeyeceğim.. Artık bana bağımlı değil özgür bir birey ve özgür iradesi ile anne sütünü reddediyor.. Yaşayanlar bilir sanki artık bebeğin senin değilmiş ve seni sevmiyormuş gibi hissettiren bir durum bu (tabi ki öyle olmadığını bilsem de).. Tıbbi açıklamasını bilemediğim için, kadınlar kulubü ve Prof dr Google’da da araştırmalar yaptım, sütün tadı bozulmuştur, bir koku rahatsız etmiştir gibi sonuclara ulaştım ama bunlar beni hiç tatmin etmedi.. Ama gördüm ki çocuğu evlenip gidiyormuş gibi hisseden bir ben değilmişim:) Sonuç olarak artık sadece emziğe ‘meme meme’ diyor ve ben o emziği biraz da kıskanıyorum artık.. Bir açıdan bakınca biliyorum ki kuzum artık büyüyor, yemek yiyor, inşallah yakında da yürüyecek. O artık bir bebek de değil, bir çocuk.. Sağlıklı ve mutlu olmasının yeterli olduğunu tercihleriyle ilgilenmemem gerektiğini öğrenmemin zamanı galiba geldi bile..

    Viyana geldim, gördüm, ye(n)dim

    Geçen hafta kongre sebebiyle Viyana’ya gittik (böyle söyleyince çok havalı oldu ama aslında bu katıldığım ilk kongreydi 🙂 ). Neyse efendim 6 gün Arya’dan ayrı kalamam, emziriyorum bırakamam vb sebeplerden maaile toplanarak düştük yollara. Maaile dediysem gerçekten maaile, anane, dede de dahil.. Arya’nın yemeği yapılacak, otel odasında nasıl idare ederiz diye düşünürken hep duyduğum ama denemeye cesaret edemediğim airbnb sitesi aracılığıyla bir ev (https://www.airbnb.com.tr/rooms/2225357) bulduk ve orada kaldık. Bu arada tabi ki memnun kalmayabilirdik, biraz da riskli bir iş ama ben baya memnun kaldım, tertemizdi, isteğimiz üzerine mama sandalyesi ve park yatağı bile getirmişti ev sahibemiz Vania. Viyana’ya bir gün yolunuz düşerse bu evi şiddetle tavsiye ederim.. Viyana’ ya indikten sonra havalimanından şehre en ucuz gidiş yolu ise S-Bahn treni ( hızlı gitmek isterseniz CAT treni biraz daha pahalı). Havaalanında alınan ve pazartesiden pazartesiye kullanılan (yaklaşık 16 Euro) haftalık Viyana kartı ile şehir içinde her şeye binilebiliyor. Bu arada metroya otobüse binerken kart basmak falan yok, güven üzerine kurulu bir sistem, ayda yılda bir kontrol yapılıyormuş o kadar.. Gelişmişlik düzeyini düşünün artık..

    Avrupa’da çok fazla şehir görmüşlüğüm yok ama Barcelona ile falan karşılaştırınca Viyana çok sakin, düzenli, çok gelişmiş bir şehir. Akşam oldu mu 19.00-20.00’den sonra açık bir yer bulmak çok zor (marketler dahil), pazar günleri ise neredeyse her yer kapalı .. Bebekle gezmek açısından ise çok rahat, kaldırımlar geniş, insanlar bebeklilere aşırı saygılı, örneğin bebekle sıra bekliyorsan hemen öne alıyorlar, aynı şey hamile, yaşlı ve engelliler için de geçerli tabi..clear-out-for-sigmund

    Yollarda engel yok, çukuru tümseği yok, tüm metrolarda asansör var. Karşıdan karşıya geçerken bir çok yerde trafik ışığı yok, çünkü yaya geçerken zaten tüm arabalar duruyor.

    Öncesinde çok araştırma yapamadan gittik ama Viyana zaten Avrupa’nın tatlı başkenti olarak biliniyor. Tatlıları, kahveleri ve şinitzeli pek meşhur.. Şinitzel deyince akla gelen yer Figlmüller’miş, birbirine çok yakın iki dükkan ve genellikle yer bulmak çok zor oluyormuş. Biz gittiğimizde saatin erken olması sayesinde kolayca yer bulduk, asıl domuz şinitzel meşhurmuş ama dana ve tavuk da baya başarılıydı. Ama bence en güzel ne  olduğunu bilmediğim bir sos ile yapılmış patates salatasıydı. Bu arada porsiyonlar çok büyük, iki kişi bir tabakla bile rahat doyar.IMG_3718         IMG_3339

    Duyduğumuz kadarıyla Demel pastenesi, Cafe Central de ünlüymüş ama biz genel olarak hiçbirinin açık saatine yetişemediğimiz için biraz daha geç saatlere kadar açık olan Mozart Cafe’yi ve Hotel Sacher’i denedik. Apfelstrudel denen ‘elmalı börek gibi bir tatlı baya ünlü, en güzeli bence Mozart Cafe’deki soslu olandı, yine diğer beğendiğim üç küçük dilim şeklinde gelen Wiener Trioydu. Ama tüm tatlılar genel olarak bizimkilere göre hafifti, ağır ve bol çikolatalı tatlılar sevenler pek mutlu olmayabilir bunlarla. Ama bunların dışında hızlı ve ucuzluğuyla cankurtaran tadı da süper sandviçleriyle DerMann’ı da unutmamak lazım..7a399917f0

    Ayrıca Viyana’yı hiç gitmeden sevmemizi sağlayan Before Sunrise filmindeki mekanlardan biri Cafe Sperl’deki kahve de en çok aklımda kalacaklardan biri.. (kahveden hiç anlamam ama melange denen kahve güzeldi)DSC_0049

    Sadece yemek üzerine değildi tabi Viyana (gerçi ben 6 günde 1.5 kg aldım ama).. Kongre nedeniyle her yerini gezemesem de zaten merkezde olan Aziz Stephan Katedrali, Hofburg İmparatorluk Sarayı, Schönbrunn Sarayı, Doğa Tarihi ve Sanat Tarihi Müzesi, Viyana Devlet Operası gezilmesi gereken yerler. Tabi ki ben Arya ile birlikte bunları dışarıdan gördüm ama bu şekilde de güzeldi. Ayrıca Viyana yemyeşil bir şehir , her yerde park ve bahçeler var, AVM ise hiç yok, çocuklar için harika bir yer yani. Bir günü tamamen ayırmak gereken Schönbrunn Sarayı ise gerçekten çok güzel . Bahçesinde bulunan hayvanat bahçesi ise Arya’yı götürmeye can attığım tek yerdi. Ama Arya o gün bir türlü uykusunu alamadı yine de hayvanları görünce keyfi yerine gelir diye aldım Arya’yı girdim oraya.. Amanın Arya bir huysuzlandı bir ağladı ki sormayın. Tüm Avrupalı bebeler bir gık çıkartmadan gezerken, anaları da keyif çatarken, arya katıla katıla gezi boyu ağladı, ben de bir elimde bebek arabası, kucağımda neredeyse kafa üstü düşecek olan Aryayla, Viyanalı annelerin yargılayıcı ‘cık cık diyen’ bakışlarına maruz kaldım ve pek bir yeri gezemeden kaçtım oradan.. (Eh Aryişko bir hayvanat bahçe gezisi borçlusun bana 🙂 )     familienhit-wien-tiergarten-schoenbrunn-wien_tiergarten_panda-pavillonweb-jpg_detail2gross

    Viyana’da insanlar Akdeniz insanına göre biraz soğuk ve ciddi tabi ki. Örneğin Arya’yı görünce gülümseyen ama biz gülümseyince garip karşılayan çok insan oldu. Onlarda bırakın başkasının çocuğunu ellemeyi, gülümsemek ya da sevmek gibi bir şey de söz konusu değil.. Hangisi iyi onu bilemem tabii..

    Bu arada bu gezi bizim için ilklerle doluydu. Arya’nın ilk uçak yolculuğu, ilk yurtdışı seyahati ve ilk tatilimizdi. Hasta olmasından çok korkup yanımda bir torba ilaç götürdüm, kapalı yerleri gezemedim ama eğlendim. Bazı aksilikler tabi ki oldu, mesela bebek arabamızın bir parçası uçakta kırıldı, rötar yapan uçakta Arya ağlayarak ses gücüyle camları kırmaya çalıştı 🙂 Çocukla gezme korkumu yenemedim daha (özellikle de hayvanat bahçesi olayından sonra) ama cesaretim biraz arttı. Sağlıkla mutlulukla yeni yerler gezmek umuduyla..

    Yeni günler, yeni huylar

    Düşündüm de uzun zamandır bir şeyler yazamamışım.. Yorgunluktan, yoğunluktan olsa gerek.. Arya ile hayatımız baya hareketli.. Her gün yeni bir şey. Bugün çenesini vurdu, bugün ağzına şunu attı, şöyle oldu, böyle oldu. Huyu, suyu her şeyi değişti artık. Hem güzelleşti, hem zorlaştı. Öyle oturup duruyor dediğim çocuk emeklemeye başladı. Ayy niye emeklemiyor diye üzülürken, şimdi emeklemenin aslında baya tehlikeli bir şey olduğunu farkettim ???? Yeni hobisi ise devamlı ayağa kalkmaya çalışmak, düşer miyim, bir şey olur mu diye aklının ucundan geçmiyor. Aslında çok garip değil mi, tüm hayvanlarda kendini sakınma iç güdüsü var ama insan yavrusu tehlikelere çok açık sanki.. Onun dışında bu aralar huysuzluk ve inatçılık hat safhada ???? İstediği bir şey olmayınca ağlamalar, katılmalar (yine de bir demirine bakacağım), bi havalar bi havalar.. Sabah uyanınca işveler, cilveler, sonra hadi bi dışarı çıkmasın da gör afrasını tafrasını..Parka götürene kadar sarılmalar, sevmeler dışarı çıkınca bizi tanımamalar.. Bana kızıp babaya gitmeler, babaya kızıp bana gelmeler.. Bunların üstüne hem annede hem babada tez telaşı, stresimiz tavan yapmış.. Çok şikayet mi ettim ???? yok ya bi de yeni huyu var ki tüm şikayetleri unutturuyor.. Sıkılınca, üzülünce, acıkınca, yorulunca ‘annnneee’ demiyor mu gel de kız şimdi.. İşte böyle böyle geçiyor ve tüm yorgunluklara rağmen çok şükür diye bitiyor günler.. 

    Diş buğdayı

    Arya’ nın ilk dişi 10. ayı bitmesine az kala ucundan görünüverdi. Geç olsun güç olmasın dedik sevindik..  Bebekten önce hiiç duymadığım, Arya’ dan sonra öğrenip heveslendiğim diş buğdayı partisi zamanı gelmişti öyleyse..

    Okuduğum kadarıyla ‘diş buğdayı/ hediği’  eski bir Türk geleneğiymiş.. İlk dişin çıkışını kutlamak, çocuğun dişlerinin  sağlam olması, çabuk büyümesi ve rızkının artması dileğiyle yapılan bir kutlamaymış. Şekerli kaynamış diş buğdayı, üzerine nar, ceviz konarak hazırlanırmış. Bazılarına göre ilk kez dişi gören kişi, bazılarına göre de buğdayın içine konan değerli şeyin çıktığı kişi, bebeği giydirirmiş.. Arya’ nın dişini ilk kez ben gördüğüm için elbiseyi almak da bana düştü 🙂

    Neyse adet yerini bulsun, ‘diş bahane, sosyalleşmek şahane’ sloganıyla hazırlandık diş buğdayına:) Benim bulduğum tarifi, kayınvalidemin yeteneği ve önerileriyle zenginleştirip değişik, yenebilir hatta gayet lezzetli buğday tatlısı (üzerine muhallebi ve çilek jölesi de koyarak) haline getirdik. Şayet şekerli buğday normalde benim ağız tadıma pek uygun değil, ama bu pek güzel oldu..Bu tatlıyı, plastik kuplara koyarak servis ettik, hoş oldu sanki..DSC_7589

    Diş buğdayı pastamızı sevgili kuzenim yaptırdı.. Bayıldım pastaya 🙂 (merak edenler için Victoria pastanesinden)

    DSC_7585

    Şirin kurabiyelerimizi butik pasta kurabiyeleri ile ünlü arkadaşım  ‘yekurabi’  (http://yekurabi.blogcu.com/) istediğimden ve tahmin ettiğimden de güzel yaptı..Cupcakelerimizi de çok yetenekli bir dostum yaptı ve harika oldu..

    11169103_10152969414913318_1833963440_n     11208683_10152969414878318_673161922_n

    Diş buğdayının en önemli adetlerinden biri de ‘meslek seçimi’ ymiş.. Arya’nın önüne aklımıza gelen her türlü mesleğe ait nesneler koyduk .Arya elini ilk olarak hesap makinasına uzattı, biz bir anda bağırınca bıraktı 🙂 Sonra da kararlı bir şekilde topa uzanıp aldı 🙂 Topçu olacak galiba 🙂 DSC_7943

    Sonrasında fazla yorulmamak için her şeyi kullan at karton bardak tabak şeklinde aldım, kalabalık davetlerde kesinlikle kurtarıcı..  Açıkçası bu puantiyeli bardak tabak ve peçeteler hiç de fena değil, fiyat olarak da çok uygun..DSC_7594

    Kısacası ben pek bir şey yapmadım, ama sevdiklerimin yardımıyla çok eğlenceli bir parti oldu. Herkese buradan tekrar tekrar teşekkür ederim..

    Arya için en güzel kısmı ise bol bol çocuk olmasıydı, Arya da annesi de epey sosyalleşti 🙂

    Tabi ki ardından 2 gün sonra ateşlendik, yeni insanlarla tanışmak, yeni floralarla, yeni mikroplarla tanışmak demek 🙂 Olsun napalım katlanacağız artık..

    Arya’ dan önce gülüp geçeceğim, asla yapmam diyeceğim bir şeyi de yapmış oldum böylece..

    Onun güzel günlerini, nice doğum günlerini, düğünlerini, doğumlarını kutlamak umuduyla..