Ayy daha yürümüyor mu! 

Dikkat bu yazı biraz atarlı olacaktır! 

Neden mi bu ara insanların Arya ile ilgili bazı yorumları beni sinirlendirir oldu. Bazıları çok iyi niyetli biliyorum ama bazıları gerçekten çok gereksiz .. 

1. Nerdeyse 14 aylık niye yürümüyor ki

(Başka bir bulgu olmadıkça çocuklarda yürümenin başlamaması 18 aya kadar normal kabul edilir. Boşver sen zamanı gelir yürümezse o zaman araştırırız gerekirse)

2. Aa fotoğraflarda tombiş görünüyor, aslında çok zayıfmış neden ki

(Evet öyle napalım yani, bütün günümüz yemek yedirmeye çalışmakla geçiyor zaten, her çocuk aynı değil ki bu da böyle iştahsız )

3. Şeker yedirmediğinden kilo almıyor bak bu çocuk ..

4. Ne zamana kadar şeker vermeyeceksin ki sanki .. 

(Kardeşim çocuğuma sağlıksız bir şey vermek istemiyorsam niye karışıyorsun ki, sen çocuğunu Nutella ile besle istersen ama bana karışma, sağlıklı olsun da zayıf olsun ne yapayım yani)

5. Çok sık hastalanıyor bu çocuk .

(Evet ben hastanede çalışıyorum her gün onlarca enfeksiyon hastası ile karşılaşıp bu hastalıkları eve taşıyorum, ne yapayım yani fanusa mı koyayım çocuğu ya da ben mi çalışmayayım )

Bizim toplumumuzda herkes çocuk bakımında uzman,iyi niyetli yorumlara tabi ki her zaman açığım, ama bazı şeyleri söylerken benim gibi zaten acemi olan anneleri bir de ‘ kötü anne ‘ gibi hissettirmeye hiç gerek yok bence.. 

Ek gıdadan haberler..

Ek gıdaya başlayalı bugün itibarı ile 3 ay oldu.. İtiraf etmem lazım ki tahmin ettiğimden daha zordu bu süreç.. Çünkü Arya (dedikodu etmiş olmayım ama) uyku ve yemek konusunda biraz zor bir bebek. Uyku konusunu defalarca anlattım heralde, biraz da ek gıda maceramızdan bahsedeyim istedim. 5.5 ay civarında öncelikle sebzeleri (tercihen mevsim sebzeleri), sonra meyveleri, üç gün kuralına uyarak yavaş yavaş tattırmaya başladık Arya’ya..Yine aynı dönemde yoğurt denemelerine de başladık, ama yoğurdu mümkün değil yemedi. Günlük AOÇ süt alıp, her gün ev yapımı yoğurtları sunduk önüne, biz beceremiyoruz galiba deyip, yoğurt makinası aldık bir de öyle denedik ama yok, bana mısın demedi, bir türlü yemedi yoğurdu.. Anne sütü alan bebeklerin bazen erken dönemlerde yoğurdun tadını sevmedikleri, sonra yavaş yavaş alıştıkları biliniyor ben de akışına bıraktım bir süre hiç yoğurt denemedim. Sora bir gün restaronda yemek yerken hazır yoğurttan bir tattırayım dedim ve köftehor Arya o yoğurda bayıldı 🙂 Ne kadar hazır vermeyim dediysem de kendi tercihini yaptı ve hazır yoğurdu artık daha severek yemeye başladı.. 7. aya kadar ek gıda sadece tadımlıktı ama 7. ayın bitişine doğru artık yumurtanın sarısına da başladık. 1/8’i, 1/4’ü, yarısı derken zamanla tam bir yumurta sarısını, yanında tuzu alınmış peyniri, ekmek içeren kahvaltısını hazırlamaya başladık. Tabi ki bebeklerin bir günü bir gününü tutmuyor, bir gün iştahla yerken diğer gün ağzına lokma koymuyorlar. Günde bir yada iki kez meyve ve yoğurt, akşamüstü de sebze çorbası/etli çorba/tarhana şeklinde kızımın menüsü. Çorbaları ya da yemeği yaparken genelde şuna dikkat etmeye çalışıyoruz. Tahıl içerikli bir çorba yaparken içine sebze koyuyoruz, yada sebze çorbası yaparken içine un koyuyor ya da yanında makarna, bulgur olsun istiyoruz. Bir hocamın tavsiyesi üzerine her öğünde mutlaka ekmek de vermeye çalıştım. Bize göre sanki ekmek gerekli değilmiş gibi geliyor ama bebekler için hem tadı güzel hem de tahıl içeriğiyle besleyici birşey ekmek. Çorba suyu ve meyve suyu hiç vermeden, şeker ve tuz hiç kullanmadan bir beslenme düzeni oturtmaya çalışıyorum. Kabızlık ve ya ishal durumuna göre muz ve kuru kayısı tercih ediyorum. Benim gibi yoğun annelerin kurtarıcısı, mutfağın gizli kahramanı ise  Avent Wasabi pişirici-ve blender.. Buharda pişiriyor, sağlıklı, ve çok pratik, tersini çeviriyorum blender oluyor. 0013464 İitiraf edeyim yemeklerin çoğunu (meyve ve et dahil) bununla yapıyorum. Ama dikkat etmek lazım, blender bebeği yetiştirmemek için mümkün olduğunca blenderdan kaçınmak, çatalla ezmek ya da cam rendeden geçirmek gerekiyor. 8. ayın ortalarına doğru da balık ve tavuk etiyle de tanıştı Arya.. Haftada iki üç gün balık/tavuk/hindi, diğer günlerde de kırmızı et yemesi gerekiyor ama daha hala tam bir düzen oturtamadık biz. Arya çok iştahlı bir bebek değil, ancak tadını çok severse güzel yiyor, sevmediyse ağzını bir kilitliyor ki açabilene aşkolsun, o yüzden işimiz kolay değil. Ek gıda dışında mümkün olduğunca (ne yazık ki artık azaldı) anne sütüne de devam etmeye çalışıyoruz, günde iki defa da devam sütü vermeye çalışıyorum. Hele bu ay o kadar ço hastalandı ve ateşlendi ki, neredeyse 10 gün hiç yemek yemeden devam sütü içti içebildiği kadar 🙁 Bu ayki tartımız beni korkutmuyor değil, nasıl çıkacak bakalım … Devam sütü olarak da Hipp organik olanı kullanıyorum, evet kokusu biraz kötü ( biraz mıı), tadı da hiç tatlı değil (tatlı olmasın zaten) ama şimdilik memnunum bakalım…

9 aylık bir bebeğin genel olarak yavaş yavaş sofra yemeklerine başlaması lazım ama bu bebeğin gelişimi ile ilgili.. Arya hala pürtükleri yuttarken zorlanıyor, çıkartmaya çalışıyor, daha uzun bir süre eline köfte alıp yiyebileceği, kaşıkla yemeğini yiyebileceği yok gibi yani.. Bunda bir türlü çıkmayan dişlerinin ve tabi bir de doğru dürüst yemek yapmayı bilmeyen acemi annesinin etkisi de olabilir 🙂 Anlayacğınız daha çok yolumuz var, ama napalım fena da gitmemişiz şimdiye kadar..

Ateş belası

Birkaç gündür çok sıkıntılıyız. Etrafta kötü bir salgın vardı, e tabi ki biz de bu salgından nasibimizi aldık :(  Önce annem hasta oldu ardından da doğal olarak Arya kaptı. 3 gündür ateşli, hem de öyle az buz da değil, 39 derecenin altına ancak ateş düşürücü ile düşüyor ateşi, kütür kütür de öksürüyor.. Antibiyotiğe çoktan başladık, başlar başlamaz da barsak florası ne olduğunu şaşırıp, ishal şeklinde alarm verdi.

Vücudu mikroplarla savaşsın diye hemen ateş düşürücü vermeyeyim diyorum, bu sefer de havale geçirir diye çok korkuyorum.  4 saatte bir parasetamol, 4 saatte bir ibuprofen, yine de düşmeyen durumlarda (ki ne yazık ki devamlı öyle) ılık duş..

Salonun ortasında devamlı çalışan bir su ısıtıcı, üzerinde yılların eskitemediği emektar dostum vicks.. Bir elimde yeni keşfettiğim ‘bebek vicks’i diye geçen Mustela Soothing Comfort Balm (bu blogun sponsorluğunu mustela aldı sanmayın ama gerçekten çok beğendim bunu da), diğer elimde ateş ölçer..  Harıl harıl uğraşan (saolsunlar) anane ve babaanne, yorgun, uykusuz ama her şeye yetişmeye çalışan bir baba, işte doktor ama eve gelince ne yapacağını şaşıran eli ayağı titreyen acemi bir anne, iştahsız, ne olduğunu şaşırmış, aşık olduğu eğitici köpeği gördüğünde bile gülmeyen dertli bir bebe.. İşte bizim evde son durum bu..

Tabi ki hastalıklar olacak. Allah çaresiz dert vermesin. Ama bu bile bizi üzmeye yetti.. Uykusuzluk, Arya’ nın öksürmekten nefes alamadığını görmek, yorgunluk hepsi bizi hem ruhen hem fiziki olarak çok yordu.

Oysa önceden ne kadar kolaydı benim için ‘ateşli çocuğa yaklaşım’ .. İşte 4 saatte bir ateş düşürücü ver, olmuyorsa da duşa sok derdim. Tabi ki yapılacak olan bu. Anne baba olarak ateşi kontrol etmek düşürmeye çalışmak bizim görevimiz.. Ama bu sanıldığı kadar, sandığım kadar kolay değilmiş.. Anne baba olmak, birini bu kadar çok sevmek ve canının yandığını görmek ise hiç kolay değilmiş.

Ne diyeyim bir an önce iyileşelim..Kötü hastalıklar bizden ve tüm çocuklardan uzak olsun, biz de işsiz kalalım ..

Oto koltuğu

Uzun zamandır Arya’ ya alacağımız oto koltuğu konusunda kafa patlatıyorum. Ancak, aslında bizim ve genel olarak ülkemizdeki ailelerin ortak sorunu, bebekleri yolculuk sırasında kucağa almamız.. Oto koltuğu hangi marka hangi model olursa olsun, öncelikle bebeğin bir oto koltuğuna oturmuş olması gerekiyor. Bu kurala ne yazık ki biz de her zaman uyamıyoruz 🙁 Velhasıl, biz de sonunda oto koltuğumuzu aldık.

Öncelikle oto koltuğu alırken bebeğin kilosu göz önünde bulundurulmalı. 0-12 kg, 0-36 kg, 9-18kg, 9-36 kg, 15-25 kg,15-36 kg şeklinde tipleri bulunuyor. ‘Aman o zaman 0-36 alıp geçelim’ demek mantıklı değil çünkü her yaş grubunun ve kilonun, fizyolojisi ve anatomisi farklı, ayrıca oto koltuklarının yapıldığı malzeme itibarı ile 6 yıl gibi bir kullanma süresi var.

Türkiye’de oto koltuğu artık zorunlu ancak trafikte ne kadar dikkat ediliyor bundan emin değilim. Örneğin Amerika’da yeni doğmuş bebeği, ailenin hastaneden çıkarabilmesi için oto koltuğunun olması şart koşuluyor, düşünün yani..

Arya 8 ayını bitirmek üzere ve birkaç ay içinde de inşallah 9 kg’a ulaşacağını düşündüğüm için bize en uygun olanın 9-18 kg grubu olduğuna karar verdim.

Bebeklerin en az bir yaşına kadar hatta artık birçok kaynakta 2 yaşına kadar yüzü arkaya dönük biçimde oturtulması gerektiği söyleniyor ancak Türkiye’de bu durum çok sıkıntılı 🙁

Tabi ki oto koltuğunda en önemli konu güvenlik.. En yüksek güvenlik için çocuğun oto koltuğundaki emniyet kemerinin 5 noktalı olması gerekiyor. Isofixli ve isofixsiz modeller bulunuyor. Bu sebeplerle ben en baştan isofixli modelleri araştırdım.

İsofix denen çelik bağlantı çubuklar aracın arka koltuğunun arasında bulunan demir halkalara monte ediliyor ve (Allah korusun!) kaza anında oto koltuğunu emniyet kemerli modellere göre çok daha sıkı tutuyor. Birçok araba da isofix bağlantısı olacak şekilde üretilmiş. Ancak yine de oto koltuğu alırken arabanızda isofix bağlantısı olup olmadığına dikkat edin derim.. Oto koltuğu güvenliği ile ilgili testler var, birçok markaya bu güvenlik testleri uygulanmış. oto koltuğunun Avrupa Güvenlik Standardına uygun olduğunu belirten  ECE mutlaka olması gereken bir sertifika ancak iyice güvenilir olsun diyorsanız testlerin en önemlisi ADAC testleri. ADAC test sonuçları sitesinden açıp incelenebiliyor.( http://www.adac.de/infotestrat/tests/kindersicherung/kindersitz-test/) Bu testlerden geçmiş güvenilir kabul edilen benim de araştırdığım birkaç marka şunlar; CYBEX, RÖMER, MAXI COSI, BE SAFE.

En zor geçilen güvenlik testi  ise PLUS TESTmiş. Bu testi geçen ve Türkiye’de satılan tek marka BE SAFE.  Tabi ki bu konunun uzmanı olmadığım için kendi çapımda araştırmalar sonucunda arkaya dönük oturuluyor olması ve dönebilme (!!) özelliği nedeniyle Cybex Sirona, kalitesi defalarca kanıtlanmış olması, testlerden iyi notlar almış ve çevremdeki bir çok kişinin memnuniyetle kullanıyor olması nedeniyle Britax Römer Trifix ve plus testini bile geçmiş olması nedeniyle Be Safe x3. 

Ben bu üç oto koltuğunu inceledim sonra da bir seçim yaptım. Nasıl mı..

Öncelikle reklamından ‘her yöne dönebiliyor’ şeklinde bir şey anladığım için en çok almak istediğim CYBEX SİRONA idi. Ancak gidip gördüğümde yolculuk sırasında dönebilme özelliğinin olmadığını, sadece 9 kg ‘a kadar arkaya bakarak sonra öne dönük oturulabildiğini öğrendim ve hayal kırklığına uğradım. Yani fotoğrafta görüldüğü gibi yolculuk sırasında her yöne dönebilen bir şey değil. Bir de birçok güzel özelliğine rağmen güvenliği artırma amacıyla önünde kocaman bir yastık olması Arya’ nın sıkıntıya gelemeyen bir tip olması nedeniyle bu koltuktan vazgeçtim.CYBEX_BROSCHUERE_120820.indd

Güvenlik testlerinin şampiyonu olarak değerlendirilen BE SAFE x3 COMFORT modeli aklımdaki diğer modeldi. Kademeli yükselme özelliği, baş koruyucu kısmının hareket edebilme özelliği hoşuma gitti, ancak diğerlerine göre belirgin pahalı olması ve Arya’ nın için oturduğu zaman baş kısmının biraz dar olması nedeniyle rahatsız olduğunu hissettiğim için bu koltuktan da vazgeçtim.izi-combi-x3-isofix-fresh-purple-grey-38_lightbox

Son olarak çok adını duyduğum, bir çok arkadaşımın beğenerek kullandığı Britax Römer Trifix’i denedim, beğenmediğim tek özelliği geriye yatabilme özelliğinin çok az olması (hatta neredeyse hiç yatamıyor) ve öne dönük oturma zorunluluğu olması. Ancak içine oturduğu zaman Arya en çok bu koltukta rahat etti ve biz de bu koltukta karar kıldık.trifix_crownblue_02_400Ancak dediğim gibi ben konunun uzmanı değilim, bunlar sadece araştırdığım markalar.. Eminim bilmediğim daha farklı ve kullanışlı modeller de vardır. Umarım kazasız belasız yolculuklar sonrası tecrübelerimi tekrar paylaşır ve bu koltuğu seve seve kullandık diyebilirim..

Emzik meselesi

‘Uyumayan bebek’ yaptığımızı daha önceden bilmem kaç kere söylemiştim herhalde ..

Aslında uykusuzluk hikayemiz giderek değişen bir hal aldı. İlk 3 ay İzmir’in havasından mıdır, suyundan mıdır nedir, bazen aralıksız 6-7 saat bile  (şimdi söylediğime kendim bile inanamıyorum) uyuduğu olurdu Arya’nın.. Derken 4 aylık olduğunda uyku düzeni ciddi anlamda bozuldu, sallamadan emmeden asla uyumaz oldu. Bunlar bir yana, gece defalarca uyanıp emmeden de asla uykuya dalamayınca aslında en baştan beri kullanmayı istemediğim emziği hayatımıza sokmuştum.
Emziğin bazı açılardan zararlı olduğu pek çok çalışma ile kanıtlanmış ama bazı faydaları da var. Özellikle son zamanlarda psikoloji üzerine çalışanlar, emziğin bebeğin doğal emme içgüdüsünü tatmin ettiğini, güven hissi verdiğini, sakinleşip uyutmaya yardımcı olduğunu söylüyorlar. Ayrıca Amerikan Pediatri Akademisi’ne göre bebeklerde ani ölüm sendromu riskini de azaltan bir şey emzik… Bununla birlikte erken dönemde emzik kullananların anne memesini daha erken bıraktığı, uzun süre kullanımının ağız ve diş gelişimine zararları verdiği, V tipi üst çene gelişimi ve yüz yapısında bozulmaya, kulak-burun-boğaz sorunlarına, orta kulak iltihabı ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonlarına daha sık yakalandıkları da biliniyor. Bana göre, devamlı (her ne kadar BPAsız da olsa) plastik, hem de hijyen sağlanması pek mümkün olmayan bir nesneyi bebeğin devamlı emmesi çok da hoş değil.aa

Ayrıca emziği bırakmak da bir o kadar zor bir durum diye düşündüğüm için uzun süre emziğe karşı mesafeli durdum. Ama sonuçta Arya’ nın memeyi emzik haline getirmesi ve yemekten çok sakinleşebilmek ve uykuya dalabilmek amacıyla memeyi kullanması üzerine emziğe başlamıştım. Aslında başlarda fena da değildi, gece uyanınca (birkaç kez) emziği ağzına veriyorduk ve uykuya devam ediyorduk. Derken işler değişti..  Arya ağzından emzik düştüğü anda ağlamak şartıyla (abatmıyorum) geçen gece 29 kez uyanınca ortada bir gariplik olduğunu düşünmeye başladım. Emzik sakinleştirici özelliğini kaybetmiş artık bağımlılık haline gelmişti, ağzından düşmesi Arya’da cinnete yol açıyordu.

Hal böyle olunca elimizi taşın altına sokalım ve küçük bağımlıyı (!) emzikten kurtaralım diye karar vermek zorunda kaldık. Aslında emziği bırakmak için doğru yaş 1-2 arası, tabi ne kadar erken bırakılırsa o kadar iyi. Ama bir o kadar da zor.. Resmen bir bağımlılığı yok etmeye çalışıyoruz, ben psikolog ya da psikiyatrist değilim o yüzden bu konuya hakim de değilim, bir şeyi bıraktırmak için en doğru yol nedir onu da bilmiyorum, ama bir gecede 29 kez uyanmakta zorlanan ve işe gitmek zorunda olan bir anneyim.. Bu sebeple emzikleri toplayıp kaldırdık. Sağ olsun annem de bize destek oluyor, gece uyanıp da emziğini bulamayan Arya’ yı sakinleştirmek ona kalıyor. Yaklaşık 3 gecedir emziksiziz, ve uyku sürelerimiz daha iyi.. Gece uyanınca tekrar dalmak zor oluyor onu da zamanla öğrenecek diye umuyorum. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu tam bilemiyorum ama deneme yanılma yöntemiyle ilerliyoruz.

Belki ilerleyen günlerde vazgeçip yeniden başlayacağız, belki de uyku dolu gecelere kavuşacağız (hiç inanmadım ama) .. Yaşayıp görelim bakalım.. Hadi o zaman iyi geceler iyi uykular dünya..

Şekersiz hayat

Ek gıda maceramız başladı henüz Arya rafine şekerle tanışmadı, açıkçası şekersiz pekmez dışında ‘tatlı’ tat ile de tanışmadı.

Benim küçük bir hayalim var…  Arya’nın şekerle tanışmasını ve içli dışlı olmasını mümkün olduğunca geciktirmek istiyorum.

Bunu söylediğimde insanlardan değişik tepkiler aldım.. Bazıları ‘amaan saçmalama nasıl olsa yiyecek, nasıl olsa alışacak,boşveer’ dedi, bazılarıysa ‘şekerden kim fayda görmüş ooh iyi yapıyorsun’ dedi.

Ben de biliyorum ki belli bir yaştan sonra yeme konusunda onu yönlendiremeyeceğim ama en azından bir süre onu hazır gıdalardan (özellikle de bazı doktorların bile iyi bir şeymiş gibi önerdiği bebe bisküvilerinden), basit şekerlerden uzak tutmaya çalışacağım..

Neden mi.. Alın size bir dolu neden..         seker-300x300

Rafine edilmiş basit şekerler güzel tatları sayesinde çokça tüketilir ancak besin değeri olmadığı gibi, doygunluk hissi de vermez. Kan şekerini de hızla yükseltir sonrasında da hızlı bir düşüşe sebep olur. Rafine şeker tüketen çocukların kan şekerinde hızla yükselmeye bağlı hiperaktif davranışlar gösterdikleri, sonrasında da kan şekerinin hızla düşmesine bağlı depresif bir moda girdikleri de biliniyor.

Amerikan Pediatri Akademisi de çocukların rafine şekerden uzak durmasını öğütlüyor. Erken yaşta basit şeker tüketiminin diş çürüklerine, ileriki yaşlarda obezite ve obezite ilişkili hastalıklara, şeker hastalığı, kalp hastalıkları ve kansere kadar yol açabileceğini, ve ileride daha fazla şekerli gıda tüketme şeklinde bir davranış paterni oluşturacağını söylüyor. Meyve suyu konusunda ise 7 yaş altında günde 170 mililitre, daha büyüklerde de 350 ml’den daha fazla meyve suyu tüketiminin zararlı olduğunu vurguluyor.

Hal böyle olunca, rafine şekerin, sosyal olarak kabul edilebilecek en alt sınırda tüketilmesi (doğum günü ya da özel günlerde) taraftarıyım. Aslında, keşke yeterince karalı ve iradeli olabilsem de, ben de çıkarabilsem hayatımdan bu zararlıları..

Arya’nın ‘anne o çikolatayı istiyoruuumm’ diye tutturacağı günler de gelecek belki evet, ama bari o zamana kadar, en azından ipler benim elimdeyken (acaba ??) mümkün olduğunca uzak tutmak istiyorum kızımı..

 

Evimiz küçük bir tırtıl için güvenli mi?

Arya’nın hareketlenmeye başlaması (gerçi şu anda emeklemekten çok sırtüstü geri geri ilerleme hareketi yapıyor 🙂 ) bizi hem mutlu etti hem de ev kazalarından çok korkan bir insan olarak beni paniğe sürükledi.

Dünyayı keşfetmeye çalışan ve bu uğurda kendine zarar vermeyi bile göze alan küçük tırtılımız için evimiz ne kadar güvenli acaba diye düşündüğümde sonuç beni çok korkuttu.

Amerikan Pediatri Akademisi, biz çocuk hekimlerini ev kazalarını önlemek için göreve çağırıyor. Çünkü ne yazık ki dünyada her yıl birçok çocuk kaza ve zehirlenmeler gibi önlenebilir nedenlerle hayatını kaybediyor 🙁 Bu sebeple hem kendi kızım için hem de mesleki açıdan ev kazalarını önlemek için yapmamız gerekenleri araştırdım biraz..

Öncelikle ilaçlar, kesici delici ve yanıcı aletleri ortadan kaldırmalıyız.1_100

Ağır (üzerine düşerse çocuğu yaralayabilecek) veya kırılgan eşyaları kaldırmalıyız. Sivri köşeli mobilyaları koruyucular ile güvenli hale getirmeliyiz. Hadi ona para vermek istemiyorsak bezle sarmalıyız.

Kendimize ne kadar güvensek bile (!!!) kucağımızda ya da yanımızda çocuk varken sıcak bir şey içememeliyiz.

Hangi çocuğun hangi yaşta hangi pencereyi açabileceği net olarak kestirilemeyeceği için tüm pencerelerimize kilit taktırmalı, balkon ve parmaklıkların çocukların geçebileceği kadar geniş olmamasına dikkat etmeliyiz. Dış kapının kilitli olduğundan ve çocuğun onu açamayacağından emin olmalıyız, aynı zamanda tüm odalar için çocuğun kendisini kilitleyemeyeceğinden emin olmalıyız.

Koridorlarda takılıp düşmeye yol açabilecek şeyler bulundurmamalıyız.

Karyolasından dışarı tırmanabiliyorsa kenarlık taktırmalıyız. Çok sık gördüğüm için çok korktuğum şeylerden biri de tehlikeli kimyasallar içeren temizlik maddelerinin içilmesi..

Çamaşır suyu, deterjan, yağ çözücü gibi maddeleri kilitli dolaplarda saklamalıyız.

Fırını ve ocak düğmeleri için koruyucu kullanmalıyız, ütü yaparken dikkatli olmalıyız.. 201005033031_kazapg6ev-kazalarindan-korunma-yollari_646x340

Elektrik prizlerine kapak taktırmalıyız.IMG_0234

Ev içinde küvet ve kovalarda su bekletilmemeli , çok yakın zamana bu konuyla ilgili çok acı şeyler gördük ne yazık ki..

1994’te ABD’de Tüketici Ãœrün Emniyet Komisyonu (Consumer Product Safety Commission) tarafından hazırlanan rapor, yürüteçlerin çok fazla sayıda yaralanmaya yol açtığını göstermiştir. Yürüteçler bebeklerin kendi gelişimsel seviyelerinden daha fazla hareketli olmasını sağladığı ayrıca bebeğin motor gelişimine önemli bir katkısı olmadığı da bilinmektedir. Bu sebeple yürüteç kullanımı tercih edilmemeli..

İzleyenlerinden aklından çıkmayan kardeşini çamaşır makinasına atma sahnesini göz önüne getirerek kardeşi olan çocuklar için ekstra önlemler almalıyız.

Ev kazaları ile ilgili olmasa da, sağlığı açısından çocuklar mikrodalga fırınlardan uzak tutmalı, mümkün olduğunca çevrelerinde kablosuz internet kullanmamalıyız.0120434_0_jpeg

Bu liste daha uzayıp gidiyor.

Bu listedeki her şeyi uygulamak çook çok zor tabi ki..

Çocuklara zarar verecek her şeyi düşünmek ve onları her şeyden korumak da mümkün değil.

En azından elimizden gelenleri yapmak lazım diye düşünüyorum, sonrasında da Allah onları korusun sakınsın inşallah…

İnek sütü allerjisi

İşe başlayacak olmam ve Arya’ nın ek gıdaya tam olarak geçememiş olması, daha doğrusu az miktarda verdiğim meyve ve sebze püresini doymalık olarak değil, tatmalık olarak değerlendirmesi nedeniyle Arya’ ya geçen haftalarda ilk defa Aptamil mama denedim. Mamayı yedikten yaklaşık 2-3 dakika sonra çenesi, ağzının kenarı hatta mamanın damladığı el üzeri bile bir anda kabardı ve kızardı.

 

10877808_10152690160038318_1803225067_n10877859_10152690160178318_659203636_n

Bunun üzerine vermeyi kestim acaba mamanın markasından mı kaynaklandı diye düşünerek bir de Hipp marka mama denedim bu mama ile de sonuç aynı olunca, inek sütü alerjisinden şüphelenerek allerji bölümüne başvurdum. 

Arya’ ya önce deri prick testi (fotoğrafta biraz korkunç gibi görünse de pek bir zorluğu yokmuş), sonra da kan alınarak serumda alerjene özgü IgE değerine bakıldı. Çok şükür ki bu testler negatif çıktı. Bunun üzerine hastane ortamında (anafilaksi gelişebilmesi ihtimaline karşı) mama denemesi yaptık. Çok az miktarda mamayı aralıklı olarak verdik ve yavaş yavaş artırdık ve olası alerjik reaksiyonlar açısından gözlemledik. Dudağından akan mamanın yaptığı kızarıklık dışında bir şey olmayınca, mamaya bağlı bir cilt reaksiyonu olarak değerlendirildi ve inek sütü allerjisi olmadığını görmüş olduk. Bu esnada da inek sütü allerjisi hakkındaki bilgilerimi güncellemeye çalıştım.10872713_10152690401463318_2000603568_n

Besin alerjisi, gelişmiş ülkelerde daha fazla olmak üzere giderek artan bir durum. Çocuklarda, besin alerjilerinde % 90 civarında sorumlu olan besinler; süt, yumurta, fındık fıstık türü kuruyemişler, soya ve buğday, geri kalan %10’dan sorumlu olan besinler ise tohumlar, susam, deniz ürünleri, meyve ve sebzelerdir.
İnek sütü alerjisi ise b
ebeklik döneminde en sık rastlanan besin alerjisi. Gelişmiş ülkelerde 2 yaş altında bebeklerde görülme oranı % 2 civarındadır. Sadece direkt inek sütü verilmesi ile değil, hazır mama verilmesi ile de oluşur. Alerjik reaksiyon; hazır mamanın başlanmasından sonraki ilk 4 hafta içinde başlar. 

Tanı şu şekillerde konabilir.

Deri prick testi: Bu testin uygulanabileceği yaş sınırı yoktur. Çok küçük bebeklerde bile uygulanabilir. Ancak uzmanı tarafından yapılmalı ve dikkatle yorumlanmalıdır. Sonuç 15-20 dakikada alınır. Negatif deri testinin besin alerjisi olmadığını gösterme olasılığı % 95 iken, pozitif deri testinin hastada besin alerjisi olduğunu gösterme olasılığı % 50’dir. Atopik dermatit veya başka nedenle kullanılan lokal steroidin sürüldüğü bölgeye uygulanırsa test yalancı negatif sonuç verebilir.
Serumda allerjene özgü IgE saptanması: Deri testinden daha az duyarlı bir tarama yöntemi ancak deri testi yapılmasına engeli olan, antihistaminik (allerji ilacı)  kullanmayı bırakamayan hastalarda uygulanabilir.
Besin eliminasyonu:
Ãœrtiker, anafilaksi gibi bir tabloya yol açtığı kesin bilinen besin diyetten uzaklaştırılır. Ancak süt gibi eksikliğinde beslenme bozukluğuna yol açacak temel besinlerin eliminasyonu konusunda çok dikkatli olmak gerekir. Tanıdan çok tedavi amaçlıdır.
Besin yükleme (challenge) testi ise besinin belli kurallar altında bebeğe verilip gözlenmesi esasına dayanır.
Yükleme testleri, anafilaksi riski nedeniyle genellikle hastane ortamında yapılır. Besin az miktarda ve aralıklı olarak verilir, reaksiyon gelişmedikçe miktarı ve verilme sıklığı artırılır.

Tedavi :Besin alerjisinde ana prensip, allerjiye yol açan besinden sakınmadır. Ancak en sık görülen süt alerjisi nedeniyle süt ve ürünlerinden sakınırken, yerine uygun beslenme düzenlemesini mutlak gerektirir. Aksi taktirde bu kez beslenme, büyüme ve gelişme bozuklukları ortaya çıkar.

Süt alerjisi tedavisinde ortak nokta; bebeklerin olabildiğince uzun süre anne sütü almasıdır. Anne sütü alamayan bebeklerde  önerilen mama, amino asit bazlı mamalar ve tam hidrolize mamalardır. Bir diğer mama grubu; soya bazlı mamalardır. Ancak soya alerjisi ve soyanın inek sütü ile çapraz reaksiyon göstermesi riskleri vardır. Ayrıca soya bazlı mamaların 6 aydan küçük bebeklere uygunluğu da tartışmalıdır. Bu nedenle özellikle 6 aydan küçük bebeklere soya bazlı mamalar ilk tercih olmamalıdır.

Doğal seyir:  Çocukların çoğu, zamanla alerjisi olan besini tolere edebilir. Çocukların %56’sının 1 yılda, % 77’sinin 2 yılda, % 87’sinin 3 yılda tolerans geliştirdiği gösterilmiştir. Hatta ağır alerjisi olanlarda bile tolerans gelişebilir.
Korunma :
Ge
rek beslenme, gerekse korunma açısından anne sütünün üstünlüğü tartışılmaz. Anne sütü ile besleme, atopik hastalık gelişmesini önler. Anne sütü yok veya yetersizse, tam hidrolize mama seçilmelidir. Tüm hastalıklarda olduğu gibi erken tanı ve tedavi en önemli yaklaşımdır.

Hiç bir şeyi bilemeyen anne

Bu hafta biraz yoruldum, evet biraz da bunaldım galiba.. Arya kızım ilk hastalığını geçiriyor ve ben ne yapacağımı bilemedim (aa hem çocuk doktoruyum diyor hem de ne yapacağımı bilemedim diyor cık cık cık !!! ) …

Evet işte bilemedim.. Daha mı kalın giydirsem, daha mı az dışarı çıkarsam, daha mı az insanların arasına soksam, durmadan ağzından burnundan öpmesem mi yoksa büyünce öptürmez zaten deyip daha mı çok öpsem, buhar makinası kullansam mı kullanmasam mı, AVM’lerde daha mı az gezdirsem, okaliptüs yağı kullansam mı kullanmasam mı, yanımda mı yatırsam yoksa düzenini bozmadan beşikte mi yatırsam, hasta olduğuna üzülsem mi yoksa amaan çocuktur hasta ola ola büyür mü desem bilemedim..

Bilemediklerim sadece bu kadar da değil.. Ek gıdaya başladım. Bir türlü yoğurdu sevdiremedim.. Önce bildiğin anne usulü mayaladım baktım ııhh ağzını açmıyor, sonra yoğurt makinası alıp 8 saate ayarladım baktım yine sevmiyor, sonra daha tatlı olsun diye 6 saate ayarladım, o sütle mayaladım bu sütle mayaladım ama nafile yoğurdu görünce suratında devamlı bir iğrenme hali.. Sonra içine pekmez kattım meyve kattım bana mısın demedi, en son teslim oldum, ara verdim biraz.. Bu konuyu da napacağımı bilemedim.

Aslında en çok bilemediğim kısım da işe başlıyor olmam.. Daha ek gıdaya bile alışamamışÂ kızımı bırakıp da işe nasıl gideceğim onu hiiç bilemedim 🙁 Çok şükür, benden de iyi bakacak annem var, gözüm arkada değil ama, zor işte zor zor zor …

Ee adı üzerinde ‘acemi anne’yim tabi ki bilemeyeceğim yaşayıp da öyle göreceğim..

Sonra ben de ‘aayy öyle çocuk mu yetiştirilir böyle yaap , aay çok ince giydirmişssin hasta olur o, aa yeleğini giydir, aa içine bez koy, aa sütün yetmiyodur mama ver bence, aa şöyle yap, aa böyle yap’ diye onun bunun işine karışacağım.

Şaka şaka yapmayacağım.. Herkesin kendi anneliğini kendi kendine öğrenmesine izin vereceğim..

Ek gıda macerası başlıyoor..

Eveet, kızımın 5 ayı yakında dolmak üzere 🙂 Bu nedenle yakında biz de ek gıda macerasına başlayacağız gibi görünüyor. Durum böyle olunca ben de bol bol okuyup biraz yazayım, kendim sorup kendim cevaplayalım dedim..
Ek besinlere geçiş yarı katı ve katı gıdaların bebeğe verildiği, tek başına anne sütü ile beslenme döneminin bitişi demektir. Tabi ki büyüme faktörleri, bağışıklık sistemini, beyin gelişimini destekleyen maddeleri içeren anne sütüne de bir yandan devam edilmelidir. İlk 6 ay (D vitamini hariç) bebeğin ihtiyacını karşılayan anne sütü, artık yetersiz kalır. Belki proteini karşılar ama enerji ihtiyacını karşılayamaz. Ayrıca örneğin demir gibi maddeler için de ek besinler gerekir.
Peki ne zaman başlanmalı.. Ek besinler geçiş zamanını bebeğin sindirim sisteminin ve metabolik işlevlerinin gelişim derecesi ile nörolojik ve psikososyal gelişimi belirler. Bebek 6. aya doğru artık baş ve boynunu kontrol eder, el-göz koordinasyonu gelişir, oturmaya başlar, çiğnemeye ve kaşık ile verilen besini çıkarmamaya başlar. Yani bebek ‘artık ben de yemek yemek istiyorum’ demeye başlar. Ek besinlere başlamada geç kalınırsa enerji ve demir yetersizliği gelişir, bebek kilo alamaz. Erken başlanırsa anne sütünün alımını azaltır, büyüme yavaşlar, allerjik hastalıklar (özellikle besin allerjileri) ve obezite riskini arttırır.

Ne yedirsek ki .. Bebeklerin midesi bu dönemde çok küçüktür, o yüzden az miktarda gıda ile yüksek enerji sağlamak gerekir. Meyve suyu ve su ile bebeğin midesini doldurmak yerine meyve ve sebze püreleri, yoğurt tercih edilmelidir. Sütlü unlu mamalar hazırlanırken buğday unu yerine allerjik özellikleri daha az olan tahıl unları (pirinç unu gibi) tercih edilmelidir ya da bunar yerine hazır “devam mamaları” verilebilir. Bence (şeker değil pekmez ile hazırlanıyor olsa bile) bebeği şekerli tada alıştırması nedeniyle muhallebi çok da fazla uygun bir besin değil.. 6 ay civarında sebze çorbaları ( yine çok sulu değil püre şeklinde) başlanabilir. 8 ay civarında az az yumurta sarısı başlanıp yavaşça artırılıp ve haftada 2-3 yumurta sarısı verilmeye başlanabilir. Kırmızı ve beyaz et 7-8 ay civarı başlanmalı, başta sebze çorbalarına konup sonra direk yedirilebilir. 9. ayda balık (tabi hepsi değil) başlanabilir.1 yaşa doğru artık bebek aile sofrasında uygun şekilde beslenebilir. Bu bilgilere ek olarak bence bebekler şekerli tatlar ile olabildiğince geç tanıştırılmalı. Bazı bebekler meyve tadına alışınca bile sebzeyi yadırgadığı için ben öncelikle sebzeyi deneme taraftarıyım.
Bir de ek gıda verirken dikkat edilmesi gereken bazı noktalardan bahsetmek istiyorum..
– Ek besine tek tek başlanmalı ve her besin az miktarda (1-2 kaşık) 3 gün üst üste tek başına verilmeli ki bir allerji gelişirse sebebi anlaşılsın.
– Bebeğe açken verilmeli, bebek almazsa zorlanmamalı, bir süre geçtikten sonra denenmelidir.

-Tüm besinler kaşık ile verilmelidir. Biberon ile verilirse, koyu kıvamlı besinler emzikten emilirken boğulmaya neden olabilir, ayrıca kaşıkla beslenme alışkanlığı kazanılmaz.

-Bebeğe verilecek yiyecekler doğal ve taze ürünler kullanılarak hazırlanmalı, konserve, dondurulmuş yiyecekler, katkı maddeli hazır besinler verilmemelidir. Mümkünse yemekler günlük olarak hazırlanmalı. (Bu madde ne yazık ki her zaman uygulanabilir değil bence  )

– Besinler hazırlanmadan ve bebek beslenmeden önce eller mutlaka yıkanmalıdır.
– Meyve ve sebze pürelerini hazırlarken vitaminlerin kaybolmaması için cam rende kullanılmalıdır.
– Yumurtanın beyazı ve bal 1 yaşına kadar verilmemelidir. Yemeklere tuz ve baharat atılmamalıdır.

Tabi ki bu bilgiler işin idealini, doğrusunu anlatıyor, ancak her şeyi kitabına uygun yapamayabiliriz hadi biz yaptık bebek uyum gösteremeyebilir ya da ne kadar denesek de o besini almak istemeyebilir. Sonuçta amaç bir liste yapıp o besinleri bebeğe dayamak değil, amaç sadece anne sütü ya da mama ile beslenen bir bebeği normal insan beslenmesine alıştırmak, bunu yaparken de olabildiğince sağlıklı ve zengin beslenmesini sağlamak..
Bu bilgiler ışığında benim planlarım şöyle.. (Tabi ne kadarını uygulayabilirim bilmiyorum çünkü bu ara ‘asla yapmam’ dediğim her şeyi yapmak bizim işimiz 🙂 )Öncelikle sebzeleri cam rende ile ezip tek tek başlamak, ardından yoğurt ve meyve püreleri vermek mümkünse şekerli gıdaları hiç vermemek.. Zaten 3 gün 3 gün hesabından bunlarla 1.5 -2 ay geçiyor neredeyse.. Sonrası da ne olacak göreceğiz bakalım..