Ayy daha yürümüyor mu! 

Dikkat bu yazı biraz atarlı olacaktır! 

Neden mi bu ara insanların Arya ile ilgili bazı yorumları beni sinirlendirir oldu. Bazıları çok iyi niyetli biliyorum ama bazıları gerçekten çok gereksiz .. 

1. Nerdeyse 14 aylık niye yürümüyor ki

(Başka bir bulgu olmadıkça çocuklarda yürümenin başlamaması 18 aya kadar normal kabul edilir. Boşver sen zamanı gelir yürümezse o zaman araştırırız gerekirse)

2. Aa fotoğraflarda tombiş görünüyor, aslında çok zayıfmış neden ki

(Evet öyle napalım yani, bütün günümüz yemek yedirmeye çalışmakla geçiyor zaten, her çocuk aynı değil ki bu da böyle iştahsız )

3. Şeker yedirmediğinden kilo almıyor bak bu çocuk ..

4. Ne zamana kadar şeker vermeyeceksin ki sanki .. 

(Kardeşim çocuğuma sağlıksız bir şey vermek istemiyorsam niye karışıyorsun ki, sen çocuğunu Nutella ile besle istersen ama bana karışma, sağlıklı olsun da zayıf olsun ne yapayım yani)

5. Çok sık hastalanıyor bu çocuk .

(Evet ben hastanede çalışıyorum her gün onlarca enfeksiyon hastası ile karşılaşıp bu hastalıkları eve taşıyorum, ne yapayım yani fanusa mı koyayım çocuğu ya da ben mi çalışmayayım )

Bizim toplumumuzda herkes çocuk bakımında uzman,iyi niyetli yorumlara tabi ki her zaman açığım, ama bazı şeyleri söylerken benim gibi zaten acemi olan anneleri bir de ‘ kötü anne ‘ gibi hissettirmeye hiç gerek yok bence.. 

Macera dolu Amerika 

Uzuun zamandır kafamızda bir Amerika seyahati vardı, başka nedenler de işin içine girince arkadaşlarımızla heveslenip bir plan yaptık ( biz bu planı yaptığımızda Arya 6 aylıktı ve o zaman yolculuk çok kolaydı) ve Haziran sonunda uçağa atlayıp gittik.. Evet hem de Arya’yla !

Tabi ki işler hiç kolay olmadı.. Bir bavul arya kıyafeti , calpol, dolven, Augmentin vb, gizli gizli sokmaya çalıştığım kuru kayısı, hurma ve tarhana ile dolduktan sonra küçük bir bavul da kendimize hazırladık 🙂 İstanbul’dan THY ile direk uçuşla New York’a gittik, gidiş yolculuğu beklediğim kadar kötü olmadı (hele dönüşü düşününce hiç) .. NYC ‘de Manhattan bölgesinde bir ev kiraladık. Airbnb’den kiraladık bu sefer de ama bu kez ev sahibi de ev de kötüydü açıkçası genel olarak umduğumuzu bulamadık, fifth avenue ve central park dışında hiç bir yeri çok beğenmedim nedense.. Her sabah kalkıp emektar Avent pişiricide Arya’ya yemek hazırlayıp, gündüzleri bol bol gezmeye çalıştık.. Meyve sebzeyi kolayca bulduk ama yoğurt ve peynir kıtlığı bizi çok zorladı.. NYC den sonra herkesin illa gidin dediği San Diego’ ya gittik.. İyi ki de gitmişiz, sayfiye havası, salaş mekanları ve devasa hamburgerli  Hodad’sı, Arya’nın kendinden geçtiği hayvanat bahçesi ve hayatında ilk kez denize girdiği Coronada beach ile ikimizin de en sevdiği yer orası oldu.. Ardından araba kiralayıp kısa kısa LA ve Las Vegas ‘ı gördük ( bebekle Las Vegas ‘ta napılır demeyin ben de bilmiyorum ????????????) ..Gözümde çok farklı canlandırdığım Holywood da hiç beklediğim gibi çıkmadı.. Oscar Ödülleri’nin verildiği benim saray gibi hayal ettiğim Dolby Theatre tam bir hayal kırıklığıydı (sadece Oscar öncesi temizleniyor heralde) .. Son durağımız olan San Fransisco yazın ortasında buz gibi oluşunu, bebek arabası sürerken canımızın çıktığı yokuşları ve aşırı pahalılığı saymazsak çok güzeldi..  En korkunç roller coasterlarıyla ünlü Sİx Flags’de sadece atlı karıncaya binebilmiş olsam da SF ‘de paraşütle atlama hocalığı yapan bir arkadaşımız sayesinde hayatımın çılgınlığı diyebileceğim uçaktan atlama işini yaptım :)) Daha da adrenalin istemem artık .. 
Son olarak da dönüşten bahsedeyim. SF ten THY ile direk Uçuş olması güzel gerçi 13 saatlik yolculuğun neresi güzel  olabilir 🙂 Yiğitle ayrı oturacağımızı ve yanımızda bir başka bebekle gideceğimizi öğrenerek başladık yolculuğa.. Yol boyu Arya ve diğer bebeğin ağlamalarıyla sinir krizi geçiren uzak doğulu amcanın bakışlarıyla ben yerin dibine girerken, hiç sesi çıkmayan ve gülümseyen bebekleri ile önümüzdeki gay çift uçağın gözdesi oldu.. Bu arada aşırı çalışan klima zaten önümüzdeki günlerde Aryanın 40 dereceye çıkacak ateşinin habercisi oldu 🙁 Öyle böyle bitti 13 saat ama biz de bittik .. 

Bu arada ilk günlerde her gün yemeği yapılan Arya hanım son günlerde ne bulursa onu yemeye başladı 🙂 Gezerken bizi en çok zorlayan hava değişimi oldu , NYC’de üşümesin diye montla gezdirdik çocuk pişik oldu, Las Vegas da çöl sıcağında nevri döndü .. Son modası bebek arabasına asla oturmayıp kendi sürme isteği ( daha yürümediğini hatırlatırım) ile ara ara bize keçileri kaçırttı.. Genel olarak 1 yaşında bebekle gezmek çok da iyi bir fikir olmayabilir ama yine de çok şükür her şey güzeldi.. Haa bi daha böyle bir şeye cesaret edemem galiba o ayrı, şöyle Akdeniz’de sıcak kumlarda bir tatil yapsaydık daha iyi olur muydu, belki.. Daha çok dinlenir miydim, tabi ki.. Ama dünya gözüyle bir Amerika görmüş olduk işte.. Daha nicelerini görmek dileğiyle..

Anne sütüne veda 

Aslında bu yazıyı hemen yazamadım, belki saçma gelecek ama içim biraz buruk çünkü.. Zar zor başlayan, defalarca geçirdiğim mastitlerle devam eden emzirme maceramız sonunda bitti. Bir devir kapandı yani, hamilelik ve sonrasında emzirme ile insan bebeğiyle hep bir bütünmüş gibi hissediyormuş.. İşte bütünlük hali Arya hanımın doğum gününe bir hafta kala emmeyi reddetmesi ile sona erdi.. Nasıl oldu bilmiyorum.. Bir sabah uyandık ve Arya emmemek için tekmeler savurdu. Ãœzülmedim desem yalan olur, hatta aşırı üzüldüm.. Kabul ediyorum çok korkunç bir durum değil.. Çoğu çocuk psikologu bu kadarın yeterli olduğunu düşünüyor.. Artık yediğime içtiğime dikkat etme derdim yok, mastit korkusu yok, parfüm sürmeye, içki icmeye başlayabilirim, ayy bunla emziremem diye giyemediğim elbiselerimi giyebilirim.. Bir çok annenin çektiği memeyi bıraktırma derdim de olmayacak.. Ama yine de çok koydu bu durum.. Artık üzüldüğünde, ağladığında onu sakinleştiremeyeceğim.. Artık bana bağımlı değil özgür bir birey ve özgür iradesi ile anne sütünü reddediyor.. Yaşayanlar bilir sanki artık bebeğin senin değilmiş ve seni sevmiyormuş gibi hissettiren bir durum bu (tabi ki öyle olmadığını bilsem de).. Tıbbi açıklamasını bilemediğim için, kadınlar kulubü ve Prof dr Google’da da araştırmalar yaptım, sütün tadı bozulmuştur, bir koku rahatsız etmiştir gibi sonuclara ulaştım ama bunlar beni hiç tatmin etmedi.. Ama gördüm ki çocuğu evlenip gidiyormuş gibi hisseden bir ben değilmişim:) Sonuç olarak artık sadece emziğe ‘meme meme’ diyor ve ben o emziği biraz da kıskanıyorum artık.. Bir açıdan bakınca biliyorum ki kuzum artık büyüyor, yemek yiyor, inşallah yakında da yürüyecek. O artık bir bebek de değil, bir çocuk.. Sağlıklı ve mutlu olmasının yeterli olduğunu tercihleriyle ilgilenmemem gerektiğini öğrenmemin zamanı galiba geldi bile..

Viyana geldim, gördüm, ye(n)dim

Geçen hafta kongre sebebiyle Viyana’ya gittik (böyle söyleyince çok havalı oldu ama aslında bu katıldığım ilk kongreydi 🙂 ). Neyse efendim 6 gün Arya’dan ayrı kalamam, emziriyorum bırakamam vb sebeplerden maaile toplanarak düştük yollara. Maaile dediysem gerçekten maaile, anane, dede de dahil.. Arya’nın yemeği yapılacak, otel odasında nasıl idare ederiz diye düşünürken hep duyduğum ama denemeye cesaret edemediğim airbnb sitesi aracılığıyla bir ev (https://www.airbnb.com.tr/rooms/2225357) bulduk ve orada kaldık. Bu arada tabi ki memnun kalmayabilirdik, biraz da riskli bir iş ama ben baya memnun kaldım, tertemizdi, isteğimiz üzerine mama sandalyesi ve park yatağı bile getirmişti ev sahibemiz Vania. Viyana’ya bir gün yolunuz düşerse bu evi şiddetle tavsiye ederim.. Viyana’ ya indikten sonra havalimanından şehre en ucuz gidiş yolu ise S-Bahn treni ( hızlı gitmek isterseniz CAT treni biraz daha pahalı). Havaalanında alınan ve pazartesiden pazartesiye kullanılan (yaklaşık 16 Euro) haftalık Viyana kartı ile şehir içinde her şeye binilebiliyor. Bu arada metroya otobüse binerken kart basmak falan yok, güven üzerine kurulu bir sistem, ayda yılda bir kontrol yapılıyormuş o kadar.. Gelişmişlik düzeyini düşünün artık..

Avrupa’da çok fazla şehir görmüşlüğüm yok ama Barcelona ile falan karşılaştırınca Viyana çok sakin, düzenli, çok gelişmiş bir şehir. Akşam oldu mu 19.00-20.00’den sonra açık bir yer bulmak çok zor (marketler dahil), pazar günleri ise neredeyse her yer kapalı .. Bebekle gezmek açısından ise çok rahat, kaldırımlar geniş, insanlar bebeklilere aşırı saygılı, örneğin bebekle sıra bekliyorsan hemen öne alıyorlar, aynı şey hamile, yaşlı ve engelliler için de geçerli tabi..clear-out-for-sigmund

Yollarda engel yok, çukuru tümseği yok, tüm metrolarda asansör var. Karşıdan karşıya geçerken bir çok yerde trafik ışığı yok, çünkü yaya geçerken zaten tüm arabalar duruyor.

Öncesinde çok araştırma yapamadan gittik ama Viyana zaten Avrupa’nın tatlı başkenti olarak biliniyor. Tatlıları, kahveleri ve şinitzeli pek meşhur.. Şinitzel deyince akla gelen yer Figlmüller’miş, birbirine çok yakın iki dükkan ve genellikle yer bulmak çok zor oluyormuş. Biz gittiğimizde saatin erken olması sayesinde kolayca yer bulduk, asıl domuz şinitzel meşhurmuş ama dana ve tavuk da baya başarılıydı. Ama bence en güzel ne  olduğunu bilmediğim bir sos ile yapılmış patates salatasıydı. Bu arada porsiyonlar çok büyük, iki kişi bir tabakla bile rahat doyar.IMG_3718         IMG_3339

Duyduğumuz kadarıyla Demel pastenesi, Cafe Central de ünlüymüş ama biz genel olarak hiçbirinin açık saatine yetişemediğimiz için biraz daha geç saatlere kadar açık olan Mozart Cafe’yi ve Hotel Sacher’i denedik. Apfelstrudel denen ‘elmalı börek gibi bir tatlı baya ünlü, en güzeli bence Mozart Cafe’deki soslu olandı, yine diğer beğendiğim üç küçük dilim şeklinde gelen Wiener Trioydu. Ama tüm tatlılar genel olarak bizimkilere göre hafifti, ağır ve bol çikolatalı tatlılar sevenler pek mutlu olmayabilir bunlarla. Ama bunların dışında hızlı ve ucuzluğuyla cankurtaran tadı da süper sandviçleriyle DerMann’ı da unutmamak lazım..7a399917f0

Ayrıca Viyana’yı hiç gitmeden sevmemizi sağlayan Before Sunrise filmindeki mekanlardan biri Cafe Sperl’deki kahve de en çok aklımda kalacaklardan biri.. (kahveden hiç anlamam ama melange denen kahve güzeldi)DSC_0049

Sadece yemek üzerine değildi tabi Viyana (gerçi ben 6 günde 1.5 kg aldım ama).. Kongre nedeniyle her yerini gezemesem de zaten merkezde olan Aziz Stephan Katedrali, Hofburg İmparatorluk Sarayı, Schönbrunn Sarayı, Doğa Tarihi ve Sanat Tarihi Müzesi, Viyana Devlet Operası gezilmesi gereken yerler. Tabi ki ben Arya ile birlikte bunları dışarıdan gördüm ama bu şekilde de güzeldi. Ayrıca Viyana yemyeşil bir şehir , her yerde park ve bahçeler var, AVM ise hiç yok, çocuklar için harika bir yer yani. Bir günü tamamen ayırmak gereken Schönbrunn Sarayı ise gerçekten çok güzel . Bahçesinde bulunan hayvanat bahçesi ise Arya’yı götürmeye can attığım tek yerdi. Ama Arya o gün bir türlü uykusunu alamadı yine de hayvanları görünce keyfi yerine gelir diye aldım Arya’yı girdim oraya.. Amanın Arya bir huysuzlandı bir ağladı ki sormayın. Tüm Avrupalı bebeler bir gık çıkartmadan gezerken, anaları da keyif çatarken, arya katıla katıla gezi boyu ağladı, ben de bir elimde bebek arabası, kucağımda neredeyse kafa üstü düşecek olan Aryayla, Viyanalı annelerin yargılayıcı ‘cık cık diyen’ bakışlarına maruz kaldım ve pek bir yeri gezemeden kaçtım oradan.. (Eh Aryişko bir hayvanat bahçe gezisi borçlusun bana 🙂 )     familienhit-wien-tiergarten-schoenbrunn-wien_tiergarten_panda-pavillonweb-jpg_detail2gross

Viyana’da insanlar Akdeniz insanına göre biraz soğuk ve ciddi tabi ki. Örneğin Arya’yı görünce gülümseyen ama biz gülümseyince garip karşılayan çok insan oldu. Onlarda bırakın başkasının çocuğunu ellemeyi, gülümsemek ya da sevmek gibi bir şey de söz konusu değil.. Hangisi iyi onu bilemem tabii..

Bu arada bu gezi bizim için ilklerle doluydu. Arya’nın ilk uçak yolculuğu, ilk yurtdışı seyahati ve ilk tatilimizdi. Hasta olmasından çok korkup yanımda bir torba ilaç götürdüm, kapalı yerleri gezemedim ama eğlendim. Bazı aksilikler tabi ki oldu, mesela bebek arabamızın bir parçası uçakta kırıldı, rötar yapan uçakta Arya ağlayarak ses gücüyle camları kırmaya çalıştı 🙂 Çocukla gezme korkumu yenemedim daha (özellikle de hayvanat bahçesi olayından sonra) ama cesaretim biraz arttı. Sağlıkla mutlulukla yeni yerler gezmek umuduyla..

Arya’ma mektup ve tarihe notlar 

Canım kızım neredeyse 10 aylık oldun, artık bebeklikten çıkmaya hazırlanıyorsun, zaman ilerledikçe sen sosyalleştikçe paylaştıklarımız , iletişimimiz giderek artıyor.. Her gün acaba bugün ne yapacak diye heyecanlı bir bekleyişte buluyoruz kendimizi..

Seninle her an güzel ama bazı zor günler de yaşadık bu son dönemde.. Önce ciddi bir grip geçirdik maaile, 5 gün ateşin oldu, günlerce öksürdün, tam toparladın derken, tencerenin kapağının cam kenarı kıymık kıymık kırılıp çorbanın içine düştü, kanlı kusmanı görünce aklım çıktı.. Neyse ki sonuçta sen iyisin, bunlar yaşandı geçti  , sen hep sağlıklı ol hep mutlu ol.. 

9. ayın biterken ‘ba ba ba’ lara başladın yavaş yavaş, ‘ anne ‘ benzeri bir ses arkadan geldi ( biraz alınmadım desem yalan olur şimdi ). ‘Mama meme’ der gibisin, en net kelimen ise ‘gel’:) Bu ara en sevdiğin kelimen ‘gagın’, arka arkaya ‘gagın gagın gagın’ deyince Almanca mı öğrendi deyip gülüyoruz 🙂 

Alkış yapmayı öğrenmedin, ya da sevmiyorsun ama ‘bay bay’ ı ve çakmayı öğrendin.. 

Hala biraz tembelsin, sıralamadığın gibi emeklemiyorsun da.. Ama gitmek istediğin yere döne döne gidiyorsun 🙂

Hala uykusuz ve çok iştahsızsın.. Persentil çizelgeni hiç görmek istemez oldum.. Eti hiç sevmiyorsun, hatta ekmek ve muz dışında hiç bir şeyi çok sevmiyorsun.. 

Çıkmadı çıkmadı derken bir kaç gün önce, ön alt dişinin testere ucu çıktı sonunda ortaya 🙂

Çoraplarını çıkarmayı, perdenin ipiyle oynamayı, asansörün kırmızı ışığını, aynalara bakmayı pek seviyorsun.. Oyuncaklarından çok kutularla oynamayı seviyorsun.. 

Kedi, köpek görünce çok seviniyorsun, hele çocuk görünce çıldırıp, bağırarak tüm çocukları korkutuyorsun.. 

Sağlıkla mutlulukla büyümeni izleyebilmek, yanında olabilmek, anılar biriktirebilmek babanla benim hayattaki en büyük isteğimiz artık galiba.. 

 Beraber nice güzel anılarımıza.. 

Ateş belası

Birkaç gündür çok sıkıntılıyız. Etrafta kötü bir salgın vardı, e tabi ki biz de bu salgından nasibimizi aldık :(  Önce annem hasta oldu ardından da doğal olarak Arya kaptı. 3 gündür ateşli, hem de öyle az buz da değil, 39 derecenin altına ancak ateş düşürücü ile düşüyor ateşi, kütür kütür de öksürüyor.. Antibiyotiğe çoktan başladık, başlar başlamaz da barsak florası ne olduğunu şaşırıp, ishal şeklinde alarm verdi.

Vücudu mikroplarla savaşsın diye hemen ateş düşürücü vermeyeyim diyorum, bu sefer de havale geçirir diye çok korkuyorum.  4 saatte bir parasetamol, 4 saatte bir ibuprofen, yine de düşmeyen durumlarda (ki ne yazık ki devamlı öyle) ılık duş..

Salonun ortasında devamlı çalışan bir su ısıtıcı, üzerinde yılların eskitemediği emektar dostum vicks.. Bir elimde yeni keşfettiğim ‘bebek vicks’i diye geçen Mustela Soothing Comfort Balm (bu blogun sponsorluğunu mustela aldı sanmayın ama gerçekten çok beğendim bunu da), diğer elimde ateş ölçer..  Harıl harıl uğraşan (saolsunlar) anane ve babaanne, yorgun, uykusuz ama her şeye yetişmeye çalışan bir baba, işte doktor ama eve gelince ne yapacağını şaşıran eli ayağı titreyen acemi bir anne, iştahsız, ne olduğunu şaşırmış, aşık olduğu eğitici köpeği gördüğünde bile gülmeyen dertli bir bebe.. İşte bizim evde son durum bu..

Tabi ki hastalıklar olacak. Allah çaresiz dert vermesin. Ama bu bile bizi üzmeye yetti.. Uykusuzluk, Arya’ nın öksürmekten nefes alamadığını görmek, yorgunluk hepsi bizi hem ruhen hem fiziki olarak çok yordu.

Oysa önceden ne kadar kolaydı benim için ‘ateşli çocuğa yaklaşım’ .. İşte 4 saatte bir ateş düşürücü ver, olmuyorsa da duşa sok derdim. Tabi ki yapılacak olan bu. Anne baba olarak ateşi kontrol etmek düşürmeye çalışmak bizim görevimiz.. Ama bu sanıldığı kadar, sandığım kadar kolay değilmiş.. Anne baba olmak, birini bu kadar çok sevmek ve canının yandığını görmek ise hiç kolay değilmiş.

Ne diyeyim bir an önce iyileşelim..Kötü hastalıklar bizden ve tüm çocuklardan uzak olsun, biz de işsiz kalalım ..

Yeni moda; Evden Kaçış Oyunları

İzmir’de büyüyüp 18 yaşında Ankara’ya gelmiş, geliş o geliş 10 seneden fazla zamandır burada yaşayan yarı Ankara’ lı biri olarak üzülerek söylüyorum ki Ankara’da özellikle kışın yapacak pek bir şey yoktur. Nefret ede ede 35485. kez aynı AVM’ ye gidersin, dostlarına ev ziyareti yaparsın, uzun uzun brunch yaparsın, sinemaya gidersin, arada bir Tavukçu’da yemek yersin, Kırık Plak’ta doğum günü kutlarsın, en fazla eğlenmeye Hayal Kahvesi’ne gidersin falan filan.. Bu iş bizim için uzun süredir bu şekilde.. Tabi Arya doğduktan sonra artık bir sinemaya gidelim, dışarda bir yemek yiyelim olayı bile bizim için bir büyük bir lüks artık. O yüzden artık süresi kısalan ‘anne baba saatleri’ ni efektif kullanmak da en büyük çabalarımızdan biri..

Konu nereye gelecek derseniz, son zamanlarda yeni bir trend var ‘evden kaçış oyunları’ diye.. Biz de merak ettik nedir bu acaba eğlenir miyiz, boşa mı para veririz diye düşündük ama merakımıza yenilip bir oyuna katıldık.

Evden kaçış oyunları 2-5 kişi ile oynanan içeri girince kapının üzerine kapatıldığı ve bazı şifreleri çözerek ve kilitleri bularak oynayan kişilerin dışarı çıkmaya çalıştığı bir oyun. Oyunda başarılı olamazsanız evde kapalı kalmıyorsunuz tabi ki, 1 saat tamamlanınca dışarı çıkarılıyorsunuz, tabi şifreleri daha hızlı çözüp daha hızlı çıkmak da işin eğlenceli ve güzel yanı..

İlk katıldığımız oyun Ankara Evden Kaçış Oyunu Thescape idi. Thescape Ankara Bahçelievler’de eski bir evde kurulmuş, ortamı harika biraz da ürkütücü ama inanılmaz eğlenceli ve farklı bir oyundu. Bir saat nasıl geçti anlamadık bile.. Ama gelin görün ki ilk deneyimde başarısız olduk ve evden çıkamadık, çünkü son videoyu pek iyi dinlememiştik,1

Ancak tadı damağımızda kaldı ve yenilen pehlivan güreşe doymaz deyip bu seferde Lockedin’e otel adlı oyuna gittik, bu oyun normal bir ortamda dizayn edilmiş, şifreleri oldukça zor ve zekice hazırlanmış bir oyundu, bu oyunda biraz da alışkanlık kazandığımızdan herhalde gayet başarılı olduk 🙂HaberResim-NJS

Bu işi bu kadar sevince Ankara’da ne var ne yok hepsine gidelim bari diye düşünüp Kuytu Evden Kaçış’ a gittik, bu oyun ise tam bir hayal kırıklığıydı, kilitler doğru şifreleri bulduğumuz halde açılmıyordu, ortam çok kötüydü, şifreler hazırlanırken hiç bir zeka kırıntısı katılmamıştı. Son odada şifreyi tamamlayacak malzemelerden biri eksikti, süre bittiğinde ve bunu ekibe söylediğimizde buralarda bir yerdedir diye cevap verdiler. Aslında çirkinleşip paramızı geri alırdık ama neyse.. Kısacası hiç tavsiye etmiyorum 🙁

Son olarak bu hayal kırıklığından sonra ilk gittiğimiz Thescape’ in diğer oyununa gitmeye karar verdik ve onu da çok beğendik.

İstanbul’da uzun süredir olan ve giderek yaygınlaşan adını çok duyduğum bu oyunları biz de burada Arya’ yı ananeye bırakıp denemiş görmüş olduk çok da beğendik, eğlenceli, kafa dağıtacak bir şeyler arayıp, özellikle kısa sürede eğlenmeye çalışanlara tavsiye edilir.

Oto koltuğu

Uzun zamandır Arya’ ya alacağımız oto koltuğu konusunda kafa patlatıyorum. Ancak, aslında bizim ve genel olarak ülkemizdeki ailelerin ortak sorunu, bebekleri yolculuk sırasında kucağa almamız.. Oto koltuğu hangi marka hangi model olursa olsun, öncelikle bebeğin bir oto koltuğuna oturmuş olması gerekiyor. Bu kurala ne yazık ki biz de her zaman uyamıyoruz 🙁 Velhasıl, biz de sonunda oto koltuğumuzu aldık.

Öncelikle oto koltuğu alırken bebeğin kilosu göz önünde bulundurulmalı. 0-12 kg, 0-36 kg, 9-18kg, 9-36 kg, 15-25 kg,15-36 kg şeklinde tipleri bulunuyor. ‘Aman o zaman 0-36 alıp geçelim’ demek mantıklı değil çünkü her yaş grubunun ve kilonun, fizyolojisi ve anatomisi farklı, ayrıca oto koltuklarının yapıldığı malzeme itibarı ile 6 yıl gibi bir kullanma süresi var.

Türkiye’de oto koltuğu artık zorunlu ancak trafikte ne kadar dikkat ediliyor bundan emin değilim. Örneğin Amerika’da yeni doğmuş bebeği, ailenin hastaneden çıkarabilmesi için oto koltuğunun olması şart koşuluyor, düşünün yani..

Arya 8 ayını bitirmek üzere ve birkaç ay içinde de inşallah 9 kg’a ulaşacağını düşündüğüm için bize en uygun olanın 9-18 kg grubu olduğuna karar verdim.

Bebeklerin en az bir yaşına kadar hatta artık birçok kaynakta 2 yaşına kadar yüzü arkaya dönük biçimde oturtulması gerektiği söyleniyor ancak Türkiye’de bu durum çok sıkıntılı 🙁

Tabi ki oto koltuğunda en önemli konu güvenlik.. En yüksek güvenlik için çocuğun oto koltuğundaki emniyet kemerinin 5 noktalı olması gerekiyor. Isofixli ve isofixsiz modeller bulunuyor. Bu sebeplerle ben en baştan isofixli modelleri araştırdım.

İsofix denen çelik bağlantı çubuklar aracın arka koltuğunun arasında bulunan demir halkalara monte ediliyor ve (Allah korusun!) kaza anında oto koltuğunu emniyet kemerli modellere göre çok daha sıkı tutuyor. Birçok araba da isofix bağlantısı olacak şekilde üretilmiş. Ancak yine de oto koltuğu alırken arabanızda isofix bağlantısı olup olmadığına dikkat edin derim.. Oto koltuğu güvenliği ile ilgili testler var, birçok markaya bu güvenlik testleri uygulanmış. oto koltuğunun Avrupa Güvenlik Standardına uygun olduğunu belirten  ECE mutlaka olması gereken bir sertifika ancak iyice güvenilir olsun diyorsanız testlerin en önemlisi ADAC testleri. ADAC test sonuçları sitesinden açıp incelenebiliyor.( http://www.adac.de/infotestrat/tests/kindersicherung/kindersitz-test/) Bu testlerden geçmiş güvenilir kabul edilen benim de araştırdığım birkaç marka şunlar; CYBEX, RÖMER, MAXI COSI, BE SAFE.

En zor geçilen güvenlik testi  ise PLUS TESTmiş. Bu testi geçen ve Türkiye’de satılan tek marka BE SAFE.  Tabi ki bu konunun uzmanı olmadığım için kendi çapımda araştırmalar sonucunda arkaya dönük oturuluyor olması ve dönebilme (!!) özelliği nedeniyle Cybex Sirona, kalitesi defalarca kanıtlanmış olması, testlerden iyi notlar almış ve çevremdeki bir çok kişinin memnuniyetle kullanıyor olması nedeniyle Britax Römer Trifix ve plus testini bile geçmiş olması nedeniyle Be Safe x3. 

Ben bu üç oto koltuğunu inceledim sonra da bir seçim yaptım. Nasıl mı..

Öncelikle reklamından ‘her yöne dönebiliyor’ şeklinde bir şey anladığım için en çok almak istediğim CYBEX SİRONA idi. Ancak gidip gördüğümde yolculuk sırasında dönebilme özelliğinin olmadığını, sadece 9 kg ‘a kadar arkaya bakarak sonra öne dönük oturulabildiğini öğrendim ve hayal kırklığına uğradım. Yani fotoğrafta görüldüğü gibi yolculuk sırasında her yöne dönebilen bir şey değil. Bir de birçok güzel özelliğine rağmen güvenliği artırma amacıyla önünde kocaman bir yastık olması Arya’ nın sıkıntıya gelemeyen bir tip olması nedeniyle bu koltuktan vazgeçtim.CYBEX_BROSCHUERE_120820.indd

Güvenlik testlerinin şampiyonu olarak değerlendirilen BE SAFE x3 COMFORT modeli aklımdaki diğer modeldi. Kademeli yükselme özelliği, baş koruyucu kısmının hareket edebilme özelliği hoşuma gitti, ancak diğerlerine göre belirgin pahalı olması ve Arya’ nın için oturduğu zaman baş kısmının biraz dar olması nedeniyle rahatsız olduğunu hissettiğim için bu koltuktan da vazgeçtim.izi-combi-x3-isofix-fresh-purple-grey-38_lightbox

Son olarak çok adını duyduğum, bir çok arkadaşımın beğenerek kullandığı Britax Römer Trifix’i denedim, beğenmediğim tek özelliği geriye yatabilme özelliğinin çok az olması (hatta neredeyse hiç yatamıyor) ve öne dönük oturma zorunluluğu olması. Ancak içine oturduğu zaman Arya en çok bu koltukta rahat etti ve biz de bu koltukta karar kıldık.trifix_crownblue_02_400Ancak dediğim gibi ben konunun uzmanı değilim, bunlar sadece araştırdığım markalar.. Eminim bilmediğim daha farklı ve kullanışlı modeller de vardır. Umarım kazasız belasız yolculuklar sonrası tecrübelerimi tekrar paylaşır ve bu koltuğu seve seve kullandık diyebilirim..

Emzik meselesi

‘Uyumayan bebek’ yaptığımızı daha önceden bilmem kaç kere söylemiştim herhalde ..

Aslında uykusuzluk hikayemiz giderek değişen bir hal aldı. İlk 3 ay İzmir’in havasından mıdır, suyundan mıdır nedir, bazen aralıksız 6-7 saat bile  (şimdi söylediğime kendim bile inanamıyorum) uyuduğu olurdu Arya’nın.. Derken 4 aylık olduğunda uyku düzeni ciddi anlamda bozuldu, sallamadan emmeden asla uyumaz oldu. Bunlar bir yana, gece defalarca uyanıp emmeden de asla uykuya dalamayınca aslında en baştan beri kullanmayı istemediğim emziği hayatımıza sokmuştum.
Emziğin bazı açılardan zararlı olduğu pek çok çalışma ile kanıtlanmış ama bazı faydaları da var. Özellikle son zamanlarda psikoloji üzerine çalışanlar, emziğin bebeğin doğal emme içgüdüsünü tatmin ettiğini, güven hissi verdiğini, sakinleşip uyutmaya yardımcı olduğunu söylüyorlar. Ayrıca Amerikan Pediatri Akademisi’ne göre bebeklerde ani ölüm sendromu riskini de azaltan bir şey emzik… Bununla birlikte erken dönemde emzik kullananların anne memesini daha erken bıraktığı, uzun süre kullanımının ağız ve diş gelişimine zararları verdiği, V tipi üst çene gelişimi ve yüz yapısında bozulmaya, kulak-burun-boğaz sorunlarına, orta kulak iltihabı ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonlarına daha sık yakalandıkları da biliniyor. Bana göre, devamlı (her ne kadar BPAsız da olsa) plastik, hem de hijyen sağlanması pek mümkün olmayan bir nesneyi bebeğin devamlı emmesi çok da hoş değil.aa

Ayrıca emziği bırakmak da bir o kadar zor bir durum diye düşündüğüm için uzun süre emziğe karşı mesafeli durdum. Ama sonuçta Arya’ nın memeyi emzik haline getirmesi ve yemekten çok sakinleşebilmek ve uykuya dalabilmek amacıyla memeyi kullanması üzerine emziğe başlamıştım. Aslında başlarda fena da değildi, gece uyanınca (birkaç kez) emziği ağzına veriyorduk ve uykuya devam ediyorduk. Derken işler değişti..  Arya ağzından emzik düştüğü anda ağlamak şartıyla (abatmıyorum) geçen gece 29 kez uyanınca ortada bir gariplik olduğunu düşünmeye başladım. Emzik sakinleştirici özelliğini kaybetmiş artık bağımlılık haline gelmişti, ağzından düşmesi Arya’da cinnete yol açıyordu.

Hal böyle olunca elimizi taşın altına sokalım ve küçük bağımlıyı (!) emzikten kurtaralım diye karar vermek zorunda kaldık. Aslında emziği bırakmak için doğru yaş 1-2 arası, tabi ne kadar erken bırakılırsa o kadar iyi. Ama bir o kadar da zor.. Resmen bir bağımlılığı yok etmeye çalışıyoruz, ben psikolog ya da psikiyatrist değilim o yüzden bu konuya hakim de değilim, bir şeyi bıraktırmak için en doğru yol nedir onu da bilmiyorum, ama bir gecede 29 kez uyanmakta zorlanan ve işe gitmek zorunda olan bir anneyim.. Bu sebeple emzikleri toplayıp kaldırdık. Sağ olsun annem de bize destek oluyor, gece uyanıp da emziğini bulamayan Arya’ yı sakinleştirmek ona kalıyor. Yaklaşık 3 gecedir emziksiziz, ve uyku sürelerimiz daha iyi.. Gece uyanınca tekrar dalmak zor oluyor onu da zamanla öğrenecek diye umuyorum. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu tam bilemiyorum ama deneme yanılma yöntemiyle ilerliyoruz.

Belki ilerleyen günlerde vazgeçip yeniden başlayacağız, belki de uyku dolu gecelere kavuşacağız (hiç inanmadım ama) .. Yaşayıp görelim bakalım.. Hadi o zaman iyi geceler iyi uykular dünya..

Evimiz küçük bir tırtıl için güvenli mi?

Arya’nın hareketlenmeye başlaması (gerçi şu anda emeklemekten çok sırtüstü geri geri ilerleme hareketi yapıyor 🙂 ) bizi hem mutlu etti hem de ev kazalarından çok korkan bir insan olarak beni paniğe sürükledi.

Dünyayı keşfetmeye çalışan ve bu uğurda kendine zarar vermeyi bile göze alan küçük tırtılımız için evimiz ne kadar güvenli acaba diye düşündüğümde sonuç beni çok korkuttu.

Amerikan Pediatri Akademisi, biz çocuk hekimlerini ev kazalarını önlemek için göreve çağırıyor. Çünkü ne yazık ki dünyada her yıl birçok çocuk kaza ve zehirlenmeler gibi önlenebilir nedenlerle hayatını kaybediyor 🙁 Bu sebeple hem kendi kızım için hem de mesleki açıdan ev kazalarını önlemek için yapmamız gerekenleri araştırdım biraz..

Öncelikle ilaçlar, kesici delici ve yanıcı aletleri ortadan kaldırmalıyız.1_100

Ağır (üzerine düşerse çocuğu yaralayabilecek) veya kırılgan eşyaları kaldırmalıyız. Sivri köşeli mobilyaları koruyucular ile güvenli hale getirmeliyiz. Hadi ona para vermek istemiyorsak bezle sarmalıyız.

Kendimize ne kadar güvensek bile (!!!) kucağımızda ya da yanımızda çocuk varken sıcak bir şey içememeliyiz.

Hangi çocuğun hangi yaşta hangi pencereyi açabileceği net olarak kestirilemeyeceği için tüm pencerelerimize kilit taktırmalı, balkon ve parmaklıkların çocukların geçebileceği kadar geniş olmamasına dikkat etmeliyiz. Dış kapının kilitli olduğundan ve çocuğun onu açamayacağından emin olmalıyız, aynı zamanda tüm odalar için çocuğun kendisini kilitleyemeyeceğinden emin olmalıyız.

Koridorlarda takılıp düşmeye yol açabilecek şeyler bulundurmamalıyız.

Karyolasından dışarı tırmanabiliyorsa kenarlık taktırmalıyız. Çok sık gördüğüm için çok korktuğum şeylerden biri de tehlikeli kimyasallar içeren temizlik maddelerinin içilmesi..

Çamaşır suyu, deterjan, yağ çözücü gibi maddeleri kilitli dolaplarda saklamalıyız.

Fırını ve ocak düğmeleri için koruyucu kullanmalıyız, ütü yaparken dikkatli olmalıyız.. 201005033031_kazapg6ev-kazalarindan-korunma-yollari_646x340

Elektrik prizlerine kapak taktırmalıyız.IMG_0234

Ev içinde küvet ve kovalarda su bekletilmemeli , çok yakın zamana bu konuyla ilgili çok acı şeyler gördük ne yazık ki..

1994’te ABD’de Tüketici Ãœrün Emniyet Komisyonu (Consumer Product Safety Commission) tarafından hazırlanan rapor, yürüteçlerin çok fazla sayıda yaralanmaya yol açtığını göstermiştir. Yürüteçler bebeklerin kendi gelişimsel seviyelerinden daha fazla hareketli olmasını sağladığı ayrıca bebeğin motor gelişimine önemli bir katkısı olmadığı da bilinmektedir. Bu sebeple yürüteç kullanımı tercih edilmemeli..

İzleyenlerinden aklından çıkmayan kardeşini çamaşır makinasına atma sahnesini göz önüne getirerek kardeşi olan çocuklar için ekstra önlemler almalıyız.

Ev kazaları ile ilgili olmasa da, sağlığı açısından çocuklar mikrodalga fırınlardan uzak tutmalı, mümkün olduğunca çevrelerinde kablosuz internet kullanmamalıyız.0120434_0_jpeg

Bu liste daha uzayıp gidiyor.

Bu listedeki her şeyi uygulamak çook çok zor tabi ki..

Çocuklara zarar verecek her şeyi düşünmek ve onları her şeyden korumak da mümkün değil.

En azından elimizden gelenleri yapmak lazım diye düşünüyorum, sonrasında da Allah onları korusun sakınsın inşallah…