İnek sütü allerjisi

İşe başlayacak olmam ve Arya’ nın ek gıdaya tam olarak geçememiş olması, daha doğrusu az miktarda verdiğim meyve ve sebze püresini doymalık olarak değil, tatmalık olarak değerlendirmesi nedeniyle Arya’ ya geçen haftalarda ilk defa Aptamil mama denedim. Mamayı yedikten yaklaşık 2-3 dakika sonra çenesi, ağzının kenarı hatta mamanın damladığı el üzeri bile bir anda kabardı ve kızardı.

 

10877808_10152690160038318_1803225067_n10877859_10152690160178318_659203636_n

Bunun üzerine vermeyi kestim acaba mamanın markasından mı kaynaklandı diye düşünerek bir de Hipp marka mama denedim bu mama ile de sonuç aynı olunca, inek sütü alerjisinden şüphelenerek allerji bölümüne başvurdum. 

Arya’ ya önce deri prick testi (fotoğrafta biraz korkunç gibi görünse de pek bir zorluğu yokmuş), sonra da kan alınarak serumda alerjene özgü IgE değerine bakıldı. Çok şükür ki bu testler negatif çıktı. Bunun üzerine hastane ortamında (anafilaksi gelişebilmesi ihtimaline karşı) mama denemesi yaptık. Çok az miktarda mamayı aralıklı olarak verdik ve yavaş yavaş artırdık ve olası alerjik reaksiyonlar açısından gözlemledik. Dudağından akan mamanın yaptığı kızarıklık dışında bir şey olmayınca, mamaya bağlı bir cilt reaksiyonu olarak değerlendirildi ve inek sütü allerjisi olmadığını görmüş olduk. Bu esnada da inek sütü allerjisi hakkındaki bilgilerimi güncellemeye çalıştım.10872713_10152690401463318_2000603568_n

Besin alerjisi, gelişmiş ülkelerde daha fazla olmak üzere giderek artan bir durum. Çocuklarda, besin alerjilerinde % 90 civarında sorumlu olan besinler; süt, yumurta, fındık fıstık türü kuruyemişler, soya ve buğday, geri kalan %10’dan sorumlu olan besinler ise tohumlar, susam, deniz ürünleri, meyve ve sebzelerdir.
İnek sütü alerjisi ise b
ebeklik döneminde en sık rastlanan besin alerjisi. Gelişmiş ülkelerde 2 yaş altında bebeklerde görülme oranı % 2 civarındadır. Sadece direkt inek sütü verilmesi ile değil, hazır mama verilmesi ile de oluşur. Alerjik reaksiyon; hazır mamanın başlanmasından sonraki ilk 4 hafta içinde başlar. 

Tanı şu şekillerde konabilir.

Deri prick testi: Bu testin uygulanabileceği yaş sınırı yoktur. Çok küçük bebeklerde bile uygulanabilir. Ancak uzmanı tarafından yapılmalı ve dikkatle yorumlanmalıdır. Sonuç 15-20 dakikada alınır. Negatif deri testinin besin alerjisi olmadığını gösterme olasılığı % 95 iken, pozitif deri testinin hastada besin alerjisi olduğunu gösterme olasılığı % 50’dir. Atopik dermatit veya başka nedenle kullanılan lokal steroidin sürüldüğü bölgeye uygulanırsa test yalancı negatif sonuç verebilir.
Serumda allerjene özgü IgE saptanması: Deri testinden daha az duyarlı bir tarama yöntemi ancak deri testi yapılmasına engeli olan, antihistaminik (allerji ilacı)  kullanmayı bırakamayan hastalarda uygulanabilir.
Besin eliminasyonu:
Ãœrtiker, anafilaksi gibi bir tabloya yol açtığı kesin bilinen besin diyetten uzaklaştırılır. Ancak süt gibi eksikliğinde beslenme bozukluğuna yol açacak temel besinlerin eliminasyonu konusunda çok dikkatli olmak gerekir. Tanıdan çok tedavi amaçlıdır.
Besin yükleme (challenge) testi ise besinin belli kurallar altında bebeğe verilip gözlenmesi esasına dayanır.
Yükleme testleri, anafilaksi riski nedeniyle genellikle hastane ortamında yapılır. Besin az miktarda ve aralıklı olarak verilir, reaksiyon gelişmedikçe miktarı ve verilme sıklığı artırılır.

Tedavi :Besin alerjisinde ana prensip, allerjiye yol açan besinden sakınmadır. Ancak en sık görülen süt alerjisi nedeniyle süt ve ürünlerinden sakınırken, yerine uygun beslenme düzenlemesini mutlak gerektirir. Aksi taktirde bu kez beslenme, büyüme ve gelişme bozuklukları ortaya çıkar.

Süt alerjisi tedavisinde ortak nokta; bebeklerin olabildiğince uzun süre anne sütü almasıdır. Anne sütü alamayan bebeklerde  önerilen mama, amino asit bazlı mamalar ve tam hidrolize mamalardır. Bir diğer mama grubu; soya bazlı mamalardır. Ancak soya alerjisi ve soyanın inek sütü ile çapraz reaksiyon göstermesi riskleri vardır. Ayrıca soya bazlı mamaların 6 aydan küçük bebeklere uygunluğu da tartışmalıdır. Bu nedenle özellikle 6 aydan küçük bebeklere soya bazlı mamalar ilk tercih olmamalıdır.

Doğal seyir:  Çocukların çoğu, zamanla alerjisi olan besini tolere edebilir. Çocukların %56’sının 1 yılda, % 77’sinin 2 yılda, % 87’sinin 3 yılda tolerans geliştirdiği gösterilmiştir. Hatta ağır alerjisi olanlarda bile tolerans gelişebilir.
Korunma :
Ge
rek beslenme, gerekse korunma açısından anne sütünün üstünlüğü tartışılmaz. Anne sütü ile besleme, atopik hastalık gelişmesini önler. Anne sütü yok veya yetersizse, tam hidrolize mama seçilmelidir. Tüm hastalıklarda olduğu gibi erken tanı ve tedavi en önemli yaklaşımdır.

Yeni bir yıl..

Saatler kaldı koca bir yılı daha devirmeye..

Geçen sene bu günlerde, kusmalardan kanamalardan yeni kurtulmuş ‘amanın yoksa anne mi olacağım’ moduna girmiş, acaba bu yıl neler yaşayacağım, 2015 ‘e nasıl gireceğim diye uzun uzun düşünmüş, klasik özel gün hamile göbeği fotomu çektirmiş, zaten içki de içmeyince, bir arkadaşımızda ptt modunda yılbaşı kutlayıp saat 00.00’ı geçer geçmez paat diye uyuyakalmıştım. 4

2014 bize bir mucizeyle geldi.. Daha önce hiç olmadığım kadar mutlu, aşık, heyecanlı, endişeli, umutlu hissetmemi sağladı.

Bu yılbaşında dışarı çıkıp çılgınca eğleneyim, yılbaşı ertesini fosur fosur uyuyarak geçireyim deme lüksüm yok.. Ama fındık bir totoyu temizleme, gece uyumayan bebeği eğlendirme, sabah olunca da (saat sabahın 5’i de olsa) o mis gibi kokusuyla uyanma lüksüm var. Bunlar için sana teşekkür ederim hayat..    DSC_0007

Her yılbaşında çok şey dilerim normalde.. O da olsun bu da olsun isterim ama bu sene dileğim farklı galiba.. Hiç bir şey getirme yeni yıl, yeter ki sevdiklerimi götürme..          hic-birsey-getirme

Arya 6 aylık ve tarihe notlar-2

Arya kızım 6 aydır hayatımızdasın…         nazar_boncugu

Artık ele avuca gelmeye başladın. Daha tartılmadın ama 7 kg falan oldun herhalde.

Bizi tanıyorsun.. Görünce gülümsüyorsun hatta bazen kahkaha bile atıyorsun.. Ama babana biraz daha fazla gülüyorsun sanki, ona da alınmıyorum değil hani 🙂

Artık sağa sola dönebiliyorsun.. Destekli oturabiliyorsun ama yine de ara ara kafanı iyi tutamayıp salladığın da oluyor.

Yavaş yavaş ek gıdalara alışmaya başladın. Yoğurdu hiç sevmedin ama kerevizi çok sevdin zevksiz kızım benim 🙂

Uykun gelince önce kahkaha krizlerine girip, sonra gözlerini ovuştura ovuştura kıpkırmızı ediyorsun.. Geceleri uyumaktan çok, gündüzleri (özellikle de sokağa çıkınca) uyumayı tercih ediyorsun..

Kendi kendine uyuyamıyorsun, illa sallanarak ya da emerek uyumak istiyorsun..

Yasak olan her şeyi şimdiden çok seviyorsun.. Mesela boynunu koparmak pahasına televizyon izlemeye çalışıyorsun.

İlk hastalığını geçen hafta geçirdin, kütür kütür öksürdün.. İlk defa mama verdiğimde yüzün kırmızı kırmızı kabardı, inek sütü allerjin var sandık ama neyse ki çıkmadı.. Sol kolun ile ilgili problem de halen devam ediyor ama onu da atlatacağız inşallah..

Daha dişlerin çıkmadı, tam tersine 4. aydaki o salyaların, aşırı diş kaşımaların da kalmadı, vaz mı geçti o dişler çıkmaya ne ..

En sevdiğin oyuncağın ‘eğitici köpeğin kız kardeşi’ .. Ona bakmayı da, kulağını ısırmayı da pek seviyorsun.. Bazen durduk yere ona bakıp bakıp gülüyorsun..lFPR-BBL41_5

Genel olarak çok komik bir bebeksin, surat ifaden de komik hareketlerin de komik, bu yüzden sana ‘ördek, gulizar, ciguli’ diye hitap etmek zorunda kalıyoruz 🙂

Soyunmaya, çıbıllığa bayılıyorsun ama iş giyinmeye geldi mi yaygarayı koparıyorsun..

Bazen de harbiden sinirleniyorsun, çok sinirlenince ‘aaaaaaa’ diye bağırmaya başlıyorsun, sanki küfrediyorsun gibi geliyor bize.. Ergen gibi annenle kavga etmeye çalışıyorsun .. Yok sanki gücün yetse falakaya yatıracaksın o sırada hepimizi..

Bu ara gözümü çıkarma, saçımı başımı yolma girişimlerin oluyor, ama ara ara ‘annnee’ benzeri bir şeyler söyleyip gönlümü alıveriyorsun.

İşte böyle senin 6 aylık özgeçmişin..

O zaman nice güzel, nice sağlıklı 6’lara 60’lara diyelim..   DSC_0035 (2)

Hiç bir şeyi bilemeyen anne

Bu hafta biraz yoruldum, evet biraz da bunaldım galiba.. Arya kızım ilk hastalığını geçiriyor ve ben ne yapacağımı bilemedim (aa hem çocuk doktoruyum diyor hem de ne yapacağımı bilemedim diyor cık cık cık !!! ) …

Evet işte bilemedim.. Daha mı kalın giydirsem, daha mı az dışarı çıkarsam, daha mı az insanların arasına soksam, durmadan ağzından burnundan öpmesem mi yoksa büyünce öptürmez zaten deyip daha mı çok öpsem, buhar makinası kullansam mı kullanmasam mı, AVM’lerde daha mı az gezdirsem, okaliptüs yağı kullansam mı kullanmasam mı, yanımda mı yatırsam yoksa düzenini bozmadan beşikte mi yatırsam, hasta olduğuna üzülsem mi yoksa amaan çocuktur hasta ola ola büyür mü desem bilemedim..

Bilemediklerim sadece bu kadar da değil.. Ek gıdaya başladım. Bir türlü yoğurdu sevdiremedim.. Önce bildiğin anne usulü mayaladım baktım ııhh ağzını açmıyor, sonra yoğurt makinası alıp 8 saate ayarladım baktım yine sevmiyor, sonra daha tatlı olsun diye 6 saate ayarladım, o sütle mayaladım bu sütle mayaladım ama nafile yoğurdu görünce suratında devamlı bir iğrenme hali.. Sonra içine pekmez kattım meyve kattım bana mısın demedi, en son teslim oldum, ara verdim biraz.. Bu konuyu da napacağımı bilemedim.

Aslında en çok bilemediğim kısım da işe başlıyor olmam.. Daha ek gıdaya bile alışamamışÂ kızımı bırakıp da işe nasıl gideceğim onu hiiç bilemedim 🙁 Çok şükür, benden de iyi bakacak annem var, gözüm arkada değil ama, zor işte zor zor zor …

Ee adı üzerinde ‘acemi anne’yim tabi ki bilemeyeceğim yaşayıp da öyle göreceğim..

Sonra ben de ‘aayy öyle çocuk mu yetiştirilir böyle yaap , aay çok ince giydirmişssin hasta olur o, aa yeleğini giydir, aa içine bez koy, aa sütün yetmiyodur mama ver bence, aa şöyle yap, aa böyle yap’ diye onun bunun işine karışacağım.

Şaka şaka yapmayacağım.. Herkesin kendi anneliğini kendi kendine öğrenmesine izin vereceğim..

Yapmam demeyin yaptırırlar..

Geçen gün oturdum düşündüm son beş ayımızı ve şunu fark ettim ki yapmayacağım ya da asla yapmam dediğim bir çok şeyi yapar olmuşum.

Örneğin eskiden (o zamanlar instagram nedir bilmezdim) facebook’ta durmadan bebeğinin/çocuğunun fotosunu paylaşan yeni annelere güler, hatta biraz da (aslında baya da) gıcık olurdum. Telefonuna, bilgisayarının duvarına, oraya buraya çocuğunun fotografını koyan, tanımadığı insanlara bile çocuklarının resmini gösteren kadınlara hayret ederdim.. Doğum sonrası ya nazar değerse korkusunu azıcık olsun aştıktan sonra ise (instagram’ dan takip edenler bilir) Arya’ nın o hali, bu hali, şu hali hepsi artık dakka dakka sosyal medyada 🙂 Bütün gün beraberiz şu anda, her halini kaydetmek, hızla geçen zamanı biraz olsun durdurmak istiyormuş insan.. O yüzden artık yadırgamıyorum sosyal medya annelerini çünkü artık ben de onlardan biriyim.. Ve bakıyorum da bilgisayarım,telefonunum her yer Arya’nın fotoğrafları ile dolu 🙂

Diğer bir konu ise disiplin meselesi doğum öncesinde şöyle kurallarım olacak, böyle kurallarım olacak diyordum. Ayakta sallayarak uyutmayacağım, zinhar emzik vermeyeceğiim, aptal ışıklı oyuncaklardan almayacağım diyordum. Sonuç ne her gece sallanmak isterse sallanarak, emzik isterse emzikle, meme isterse meme ile uyuyor, bütün ev de ışıklı çafçaflı garip oyuncaklarla dolu..

Pediatrist olmam sebebiyle çok ciddi hastalıkları da gördüğüm için, burnu akıyo, öksürüyor, ateşi düşmüyo diye sinir krizi geçiren anneleri garipserdim, geçen gün Arya’nın ateşi bir kez 38 derece oldu ve ben oturup ağladım.. Bu da bana ders oldu vallahi, insanın çocuğu söz konusu olunca her türlü tuhaflığı yapabilirmiş.

Bir de devamlı çocuğunu başka çocuklarla kıyaslayan (özellikle de kilo konusunda) anneleri hiç anlayamazdım, ‘yaa seninki ayrı, onunki ayrı, git işine’ derdim.. Anaam şimdi ise bi baktım ki ben her gördüğüm bebeğe ‘aa bu kaç aylık, ee bu daha kilolu, ee bu emekliyo, ee bunun dişi çıkmış acaba bizimki geri mi biraz, şöyle mi böyle mi ‘der olmuşum.. Ama niyetim ciddi bu garip huyu bırakıcam hem bana hem Arya’ya zarar valla..

Daha beş aylık annelik hayatımda yapmayacağım deyip yaptıklarım almış başını gitmiş, bakalım daha neler göreceğiz, hal böyle olunca siz siz olun, asla yapmam demeyin, benim gibi tükürdüğünüzü yalamayın..

Uyku eğitimi denemeleri

Daha önceki yazımda uyku eğitimi deneyeceğimden bahsetmiştim.

Geçen günlerde hadi dedik bir deneyelim. Akşam saat 21.00 oldu Arya başladı huysuzlanmaya.. Tok olduğu halde emmek istiyor. Gönlü olsun diye emzirdim, bir uyku rutini oluşturmak adına pijamalarını giydirip, odanın ışığını iyice loş hale getirdikten sonra bana en yakın gelen yöntem olan Tracy Hogg – Yatır Kaldır Yöntemini uygulamaya çalıştım.

Arya’ yı uyumaya yakın yatağına koydum. Derken (tabi ki) Arya ağlamaya başladı; kucağıma aldım sakinleştirdim ve tekrar koydum. Sonra yine ağladı, tekrar kucağıma aldım sakinleştirdim ve tekrar koydum. Bu sırada Arya hem ağlamanın dozunu artırdı bir yandan da ‘bu kadın niye garipleşti, uykum geldi niye beni sallamıyor ya da emzirmiyor’ diye yüzüme bakmaya başladı. Bu seremoni bir kaç kez tekrarlandıktan sonra artık Arya yeni bir şeyler denediğimizi fark etti ve ağlama işini çığlık atmaya, bas bas bağırmaya çevirdi saat neredeyse 23.00 oldu ama kızım pes etmedi. Derken sonunda iyice uykusu geldi ve katıla katıla ağlamaya başladı bunun üzerine ben de dayanamayıp emzirdim..

Böylece uyku eğitimi falan yalan oldu. Az önce burnundan soluya soluya, sinirinden çatlayacak şekilde ağlayan kızım, sallanmaya başlayınca rahatladı, tam uyumak üzereyken de dudağının kenarını kaldırarak ‘ne eğitimi bee, benim istediğim olacak, ben kazandım’  anlamında bir gülüş attı.

Böylece ilk denememiz başarısızlıkla sonuçlandı. Zaten çok zor, hatta imkansız olduğunu düşündüğüm uyku eğitimi işinin artık saçma olduğunu da düşünmeye başladım.

Bir süre daha en azından diş kaşıntısı (??)  ya da wonder weeks (???) nedeniyle bu huysuz dönemi geçene (umarım geçer tabi geçmeye de bilir 🙁 ) kadar bu işe ara vermeye karar verdim.

Bebekle gezmek zor zanaat..

Daha bebek düşüncesi yokken bile, özellikle yurtdışına gittiğimizde, bir yanında 3-4 yaşında çocuğu, önündeki kanguruda minicik bebesiyle gezen turistleri görür ve ‘ben de çocuğum olursa bunlar gibi gezmek istiyorum’ derdim. Arya doğduğundan beri üç kere Ankara dışına seyahat ettik, bu da bizim için (kendi çapımızda) bir başarı bence. Ama işin perde arkasına bakılınca öyle kolay da olmuyor bebekle gezmek.

İlk yolculuğumuzu İzmir’e yaptık ve yaklaşık iki ay orada kalacak olduğumuz için baya bir eşya götürdük. ‘Baya bir eşya’ kavramını açacak olursam, küvetinden, deterjanına, sterilizatöründen, kovasına, şampuanından, kremlerine, biberon ısıtıcıdan park yatağına her şeyini alınca ticari arabanın arkasını bile tamamen doldurduk.

Zor bir yolculuk oldu ama memleket havası, deniz kokusu çok iyi geldi kızıma..DSC_0405 (Ağustos 2014, Sığacık)

En son yolculuğumuzu da İstanbul’a yaptık (önceki İstanbul kaçamaklarımıza çok benzememekle beraber hiç de fena geçmedi, Arya da dostlarımızın sayesinde kucaktan kucağa ilgi manyağı oldu, şu anda kucaktan iner inmez ağlıyor o ayrı mesele).

Bu yolculukta kısmen daha az eşyamız vardı (büyüdükçe de daha da azalacak diye umuyorum).

hastane-cantasi

Özellikle uzun yollarda en büyük problem kızımızı ana kucağında tutabilmek oldu bizim için. Bir süre sonra sıkılıyor ve kucağa gelmek istiyor. Asla yapmamak gerektiği halde bazen kucağa almak zorunda kaldık biz de. En güvenli oto koltuğunu almaya çalışıp, yolculukta bebeği kucakta tutmak birbiriyle çok çelişiyor farkındayım, üstüme gelmeyin 🙁

Ankara dışına gitmek iyi güzel ama, Ankara’da yaşayan biri olarak hele kışın gezmek için çok alternatifimiz yok 🙁 Eli mahküm AVM yolları gözüküyor herkes gibi bize de.. Birçok AVM’ de ‘bebek bakım odası’ adı altında güya alt değiştirme ve emzirme olanağı sağlayan ama genellikle sidik kokan, bırakın bebeği emzirmeyi, alt değiştirme işini bile iki saniyede yapıp çıkmayı gerektiren bir ortam var ne yazık ki..

Önceden gezme planlarımız genellikle benim nöbetimi ayarlamam ile hızla şekillenirdi ama artık pek öyle değil tabi ki.. Peki neler değişti hayatımızda.. Öncelikle bebişle kafana esen her yere her zaman gidemezsin, çok sıcak mı, çok soğuk mu, eser mi, yağar mı, bozar mı, akar mı, kokar mı düşünmen lazım. Mesela bir restorana gitmeye karar verdin açık mı, kapalıysa sıcak mı, sıkışık mı, sigara içiliyor mu, rahat emzirebilir miyim, merdiveni varsa bebek arabasıyla çıkabilir miyim diye düşünmen gerekir.

Kısacası zor zanaattir bebek ile gezmek ama çok güzeldir de bir yandan. Temiz hava (mümkünse deniz havası) alan, etrafını izleyen, dünyanın dört duvardan ibaret olmadığını gören ve büyük olasılıkla mutlu mutlu uyuyakalan bir bebektir son manzara genellikle 🙂

Tüm zorluklara rağmen sağlıklı olalım ve bol bol gezelim istiyorum kızımla.. Arya’ ma şimdiden 2 kıta gördün, en az 6 kıta (ne yapacak Antartika’ da yeter de artar 6 kıta) daha görürsün inşallah diyorum ve bitiriyorum burada..