Arya’ma mektup ve tarihe notlar 

Canım kızım neredeyse 10 aylık oldun, artık bebeklikten çıkmaya hazırlanıyorsun, zaman ilerledikçe sen sosyalleştikçe paylaştıklarımız , iletişimimiz giderek artıyor.. Her gün acaba bugün ne yapacak diye heyecanlı bir bekleyişte buluyoruz kendimizi..

Seninle her an güzel ama bazı zor günler de yaşadık bu son dönemde.. Önce ciddi bir grip geçirdik maaile, 5 gün ateşin oldu, günlerce öksürdün, tam toparladın derken, tencerenin kapağının cam kenarı kıymık kıymık kırılıp çorbanın içine düştü, kanlı kusmanı görünce aklım çıktı.. Neyse ki sonuçta sen iyisin, bunlar yaşandı geçti  , sen hep sağlıklı ol hep mutlu ol.. 

9. ayın biterken ‘ba ba ba’ lara başladın yavaş yavaş, ‘ anne ‘ benzeri bir ses arkadan geldi ( biraz alınmadım desem yalan olur şimdi ). ‘Mama meme’ der gibisin, en net kelimen ise ‘gel’:) Bu ara en sevdiğin kelimen ‘gagın’, arka arkaya ‘gagın gagın gagın’ deyince Almanca mı öğrendi deyip gülüyoruz 🙂 

Alkış yapmayı öğrenmedin, ya da sevmiyorsun ama ‘bay bay’ ı ve çakmayı öğrendin.. 

Hala biraz tembelsin, sıralamadığın gibi emeklemiyorsun da.. Ama gitmek istediğin yere döne döne gidiyorsun 🙂

Hala uykusuz ve çok iştahsızsın.. Persentil çizelgeni hiç görmek istemez oldum.. Eti hiç sevmiyorsun, hatta ekmek ve muz dışında hiç bir şeyi çok sevmiyorsun.. 

Çıkmadı çıkmadı derken bir kaç gün önce, ön alt dişinin testere ucu çıktı sonunda ortaya 🙂

Çoraplarını çıkarmayı, perdenin ipiyle oynamayı, asansörün kırmızı ışığını, aynalara bakmayı pek seviyorsun.. Oyuncaklarından çok kutularla oynamayı seviyorsun.. 

Kedi, köpek görünce çok seviniyorsun, hele çocuk görünce çıldırıp, bağırarak tüm çocukları korkutuyorsun.. 

Sağlıkla mutlulukla büyümeni izleyebilmek, yanında olabilmek, anılar biriktirebilmek babanla benim hayattaki en büyük isteğimiz artık galiba.. 

 Beraber nice güzel anılarımıza.. 

Ek gıdadan haberler..

Ek gıdaya başlayalı bugün itibarı ile 3 ay oldu.. İtiraf etmem lazım ki tahmin ettiğimden daha zordu bu süreç.. Çünkü Arya (dedikodu etmiş olmayım ama) uyku ve yemek konusunda biraz zor bir bebek. Uyku konusunu defalarca anlattım heralde, biraz da ek gıda maceramızdan bahsedeyim istedim. 5.5 ay civarında öncelikle sebzeleri (tercihen mevsim sebzeleri), sonra meyveleri, üç gün kuralına uyarak yavaş yavaş tattırmaya başladık Arya’ya..Yine aynı dönemde yoğurt denemelerine de başladık, ama yoğurdu mümkün değil yemedi. Günlük AOÇ süt alıp, her gün ev yapımı yoğurtları sunduk önüne, biz beceremiyoruz galiba deyip, yoğurt makinası aldık bir de öyle denedik ama yok, bana mısın demedi, bir türlü yemedi yoğurdu.. Anne sütü alan bebeklerin bazen erken dönemlerde yoğurdun tadını sevmedikleri, sonra yavaş yavaş alıştıkları biliniyor ben de akışına bıraktım bir süre hiç yoğurt denemedim. Sora bir gün restaronda yemek yerken hazır yoğurttan bir tattırayım dedim ve köftehor Arya o yoğurda bayıldı 🙂 Ne kadar hazır vermeyim dediysem de kendi tercihini yaptı ve hazır yoğurdu artık daha severek yemeye başladı.. 7. aya kadar ek gıda sadece tadımlıktı ama 7. ayın bitişine doğru artık yumurtanın sarısına da başladık. 1/8’i, 1/4’ü, yarısı derken zamanla tam bir yumurta sarısını, yanında tuzu alınmış peyniri, ekmek içeren kahvaltısını hazırlamaya başladık. Tabi ki bebeklerin bir günü bir gününü tutmuyor, bir gün iştahla yerken diğer gün ağzına lokma koymuyorlar. Günde bir yada iki kez meyve ve yoğurt, akşamüstü de sebze çorbası/etli çorba/tarhana şeklinde kızımın menüsü. Çorbaları ya da yemeği yaparken genelde şuna dikkat etmeye çalışıyoruz. Tahıl içerikli bir çorba yaparken içine sebze koyuyoruz, yada sebze çorbası yaparken içine un koyuyor ya da yanında makarna, bulgur olsun istiyoruz. Bir hocamın tavsiyesi üzerine her öğünde mutlaka ekmek de vermeye çalıştım. Bize göre sanki ekmek gerekli değilmiş gibi geliyor ama bebekler için hem tadı güzel hem de tahıl içeriğiyle besleyici birşey ekmek. Çorba suyu ve meyve suyu hiç vermeden, şeker ve tuz hiç kullanmadan bir beslenme düzeni oturtmaya çalışıyorum. Kabızlık ve ya ishal durumuna göre muz ve kuru kayısı tercih ediyorum. Benim gibi yoğun annelerin kurtarıcısı, mutfağın gizli kahramanı ise  Avent Wasabi pişirici-ve blender.. Buharda pişiriyor, sağlıklı, ve çok pratik, tersini çeviriyorum blender oluyor. 0013464 İitiraf edeyim yemeklerin çoğunu (meyve ve et dahil) bununla yapıyorum. Ama dikkat etmek lazım, blender bebeği yetiştirmemek için mümkün olduğunca blenderdan kaçınmak, çatalla ezmek ya da cam rendeden geçirmek gerekiyor. 8. ayın ortalarına doğru da balık ve tavuk etiyle de tanıştı Arya.. Haftada iki üç gün balık/tavuk/hindi, diğer günlerde de kırmızı et yemesi gerekiyor ama daha hala tam bir düzen oturtamadık biz. Arya çok iştahlı bir bebek değil, ancak tadını çok severse güzel yiyor, sevmediyse ağzını bir kilitliyor ki açabilene aşkolsun, o yüzden işimiz kolay değil. Ek gıda dışında mümkün olduğunca (ne yazık ki artık azaldı) anne sütüne de devam etmeye çalışıyoruz, günde iki defa da devam sütü vermeye çalışıyorum. Hele bu ay o kadar ço hastalandı ve ateşlendi ki, neredeyse 10 gün hiç yemek yemeden devam sütü içti içebildiği kadar 🙁 Bu ayki tartımız beni korkutmuyor değil, nasıl çıkacak bakalım … Devam sütü olarak da Hipp organik olanı kullanıyorum, evet kokusu biraz kötü ( biraz mıı), tadı da hiç tatlı değil (tatlı olmasın zaten) ama şimdilik memnunum bakalım…

9 aylık bir bebeğin genel olarak yavaş yavaş sofra yemeklerine başlaması lazım ama bu bebeğin gelişimi ile ilgili.. Arya hala pürtükleri yuttarken zorlanıyor, çıkartmaya çalışıyor, daha uzun bir süre eline köfte alıp yiyebileceği, kaşıkla yemeğini yiyebileceği yok gibi yani.. Bunda bir türlü çıkmayan dişlerinin ve tabi bir de doğru dürüst yemek yapmayı bilmeyen acemi annesinin etkisi de olabilir 🙂 Anlayacğınız daha çok yolumuz var, ama napalım fena da gitmemişiz şimdiye kadar..

Ateş belası

Birkaç gündür çok sıkıntılıyız. Etrafta kötü bir salgın vardı, e tabi ki biz de bu salgından nasibimizi aldık :(  Önce annem hasta oldu ardından da doğal olarak Arya kaptı. 3 gündür ateşli, hem de öyle az buz da değil, 39 derecenin altına ancak ateş düşürücü ile düşüyor ateşi, kütür kütür de öksürüyor.. Antibiyotiğe çoktan başladık, başlar başlamaz da barsak florası ne olduğunu şaşırıp, ishal şeklinde alarm verdi.

Vücudu mikroplarla savaşsın diye hemen ateş düşürücü vermeyeyim diyorum, bu sefer de havale geçirir diye çok korkuyorum.  4 saatte bir parasetamol, 4 saatte bir ibuprofen, yine de düşmeyen durumlarda (ki ne yazık ki devamlı öyle) ılık duş..

Salonun ortasında devamlı çalışan bir su ısıtıcı, üzerinde yılların eskitemediği emektar dostum vicks.. Bir elimde yeni keşfettiğim ‘bebek vicks’i diye geçen Mustela Soothing Comfort Balm (bu blogun sponsorluğunu mustela aldı sanmayın ama gerçekten çok beğendim bunu da), diğer elimde ateş ölçer..  Harıl harıl uğraşan (saolsunlar) anane ve babaanne, yorgun, uykusuz ama her şeye yetişmeye çalışan bir baba, işte doktor ama eve gelince ne yapacağını şaşıran eli ayağı titreyen acemi bir anne, iştahsız, ne olduğunu şaşırmış, aşık olduğu eğitici köpeği gördüğünde bile gülmeyen dertli bir bebe.. İşte bizim evde son durum bu..

Tabi ki hastalıklar olacak. Allah çaresiz dert vermesin. Ama bu bile bizi üzmeye yetti.. Uykusuzluk, Arya’ nın öksürmekten nefes alamadığını görmek, yorgunluk hepsi bizi hem ruhen hem fiziki olarak çok yordu.

Oysa önceden ne kadar kolaydı benim için ‘ateşli çocuğa yaklaşım’ .. İşte 4 saatte bir ateş düşürücü ver, olmuyorsa da duşa sok derdim. Tabi ki yapılacak olan bu. Anne baba olarak ateşi kontrol etmek düşürmeye çalışmak bizim görevimiz.. Ama bu sanıldığı kadar, sandığım kadar kolay değilmiş.. Anne baba olmak, birini bu kadar çok sevmek ve canının yandığını görmek ise hiç kolay değilmiş.

Ne diyeyim bir an önce iyileşelim..Kötü hastalıklar bizden ve tüm çocuklardan uzak olsun, biz de işsiz kalalım ..

Bebelere balon, gebelere liste

Arkadaş grubumda doğum yapmış (dolayısıyla da bebek hazırlığı) ilk kişi benim galiba.. Hamileliğimin çoğunu ne yazık ki yatarak geçirmem ve  her alacağımı incik cincik araştırmam nedeniyle, çevremdeki birçok hamile arkadaşımın bebek hazırlığı konusuna yardımcı olmaya çalışır buluyorum son zamanlarda kendimi.

Hazırlık işine girişirken dipsiz bir kuyu çıkıyor insanın karşısına.. Tabi her şeyin en iyisini en güzelini almak istiyoruz ama, ‘amaan bebeğin oluyor parayı mı düşüneceksin’ lafıyla yola çıkılırsa da bir süre sonra sonuç pek de yüz güldürücü olmayabiliyor.

O yüzden, bebek alışverişi hakkında hiç aklıma gelmeyecek ve başta saçma bulup sonradan koşa koşa aldığım şeyleri barındıran ve çok yararlandığım bir listeyi burada paylaşayım istedim. Belki sizin de bebek hazırlığınıza faydası olur..

  1. Görüntülü kameraya da telsiz
  2. Bebek için küvet (Mothercare olabilir)
  3. Suyun sıcaklığı için ateş ölçer
  4. Bebek için ateş ölçer (ben Braun aldım)
  5. Desitin mavi pişik kremi (pişik kötüyse mor olan)
  6. Biberonlar için sterilİzator (ben Weewell aldım, kaynatmak da seçenek alınmayabilir)
  7. Yenidoğan bebek bezi
  8. Bakım çantası (Mothercare olabilir, saç fırçası, tarağı, tırnak makası
  9. Burun aspiratörü
  10. Plastik yemek kaşıkları (silikon uçlu tercihen)
  11. Yenidoğan bebek biberonu ve emzik (Avent aldım)
  12. Bebek deterjanı ( Dalin aldım)
  13. Ağız bezleri, incecik bir kumaşta
  14. Pamuk (bebek pamukları)
  15. Alt değiştrime bezi (Canbebe güzel)
  16. Bebek şampuanı (konak önleyici Mustela tavsiyem) ve vücut losyonu
  17. Bebek yüz ve vücutt kremi ( tercihim Mustela)
  18. Banyo için havlu (hem de birkaç tane)
  19. Odası için termometre (?)
  20. Göğüs pompası elektrikli
  21. Göğüs pedi ve kremi (Lansinoh ya da Garmastan)
  22. Emzirme yastığı ve önlüğü (çok gerekli değil ama Mycey aldım)
  23. Park yatak

Ve son olarak son haftaların heyecanı meşhur hastane çantası 🙂

Hospital-Bag

HASTANE ÇANTASI (BEBEK)

  1. İki adet hastane çıkışı (en az)
  2. Fazladan çorap
  3. 1 adet havlu
  4. Yeni doğan bez
  5. Yeni doğan ıslak mendil
  6. Pişik kremi
  7. Ağız bezi
  8. 2 adet ince battaniye
  9. Yeni doğan mama
  10. Yeni doğan biberon
  11. Alt değiştirme örtüsü
  12. Yelek, hırka

HASTANE ÇANTASI (ANNE)

  1. İki adet önden düğmeli gecelik
  2. 1 adet sabahlık
  3. Terlik
  4. Soket çorap (2-3 çift)
  5. 3-4 çamaşır
  6. Emzirme sütyeni
  7. Göğüs pedi
  8. Göğüs kremi
  9. Diş fırçası, macunu
  10. El kremi, nemlendirici
  11. Hastaneden çıkarken giyimek için kıyafet
  12. Süt arttırıcı bilumum çaylar( rezene çayı ve Humana still tea)
  13. Orkid ve hasta bezi
  14. Fotoğraf makinesi

Yeni moda; Evden Kaçış Oyunları

İzmir’de büyüyüp 18 yaşında Ankara’ya gelmiş, geliş o geliş 10 seneden fazla zamandır burada yaşayan yarı Ankara’ lı biri olarak üzülerek söylüyorum ki Ankara’da özellikle kışın yapacak pek bir şey yoktur. Nefret ede ede 35485. kez aynı AVM’ ye gidersin, dostlarına ev ziyareti yaparsın, uzun uzun brunch yaparsın, sinemaya gidersin, arada bir Tavukçu’da yemek yersin, Kırık Plak’ta doğum günü kutlarsın, en fazla eğlenmeye Hayal Kahvesi’ne gidersin falan filan.. Bu iş bizim için uzun süredir bu şekilde.. Tabi Arya doğduktan sonra artık bir sinemaya gidelim, dışarda bir yemek yiyelim olayı bile bizim için bir büyük bir lüks artık. O yüzden artık süresi kısalan ‘anne baba saatleri’ ni efektif kullanmak da en büyük çabalarımızdan biri..

Konu nereye gelecek derseniz, son zamanlarda yeni bir trend var ‘evden kaçış oyunları’ diye.. Biz de merak ettik nedir bu acaba eğlenir miyiz, boşa mı para veririz diye düşündük ama merakımıza yenilip bir oyuna katıldık.

Evden kaçış oyunları 2-5 kişi ile oynanan içeri girince kapının üzerine kapatıldığı ve bazı şifreleri çözerek ve kilitleri bularak oynayan kişilerin dışarı çıkmaya çalıştığı bir oyun. Oyunda başarılı olamazsanız evde kapalı kalmıyorsunuz tabi ki, 1 saat tamamlanınca dışarı çıkarılıyorsunuz, tabi şifreleri daha hızlı çözüp daha hızlı çıkmak da işin eğlenceli ve güzel yanı..

İlk katıldığımız oyun Ankara Evden Kaçış Oyunu Thescape idi. Thescape Ankara Bahçelievler’de eski bir evde kurulmuş, ortamı harika biraz da ürkütücü ama inanılmaz eğlenceli ve farklı bir oyundu. Bir saat nasıl geçti anlamadık bile.. Ama gelin görün ki ilk deneyimde başarısız olduk ve evden çıkamadık, çünkü son videoyu pek iyi dinlememiştik,1

Ancak tadı damağımızda kaldı ve yenilen pehlivan güreşe doymaz deyip bu seferde Lockedin’e otel adlı oyuna gittik, bu oyun normal bir ortamda dizayn edilmiş, şifreleri oldukça zor ve zekice hazırlanmış bir oyundu, bu oyunda biraz da alışkanlık kazandığımızdan herhalde gayet başarılı olduk 🙂HaberResim-NJS

Bu işi bu kadar sevince Ankara’da ne var ne yok hepsine gidelim bari diye düşünüp Kuytu Evden Kaçış’ a gittik, bu oyun ise tam bir hayal kırıklığıydı, kilitler doğru şifreleri bulduğumuz halde açılmıyordu, ortam çok kötüydü, şifreler hazırlanırken hiç bir zeka kırıntısı katılmamıştı. Son odada şifreyi tamamlayacak malzemelerden biri eksikti, süre bittiğinde ve bunu ekibe söylediğimizde buralarda bir yerdedir diye cevap verdiler. Aslında çirkinleşip paramızı geri alırdık ama neyse.. Kısacası hiç tavsiye etmiyorum 🙁

Son olarak bu hayal kırıklığından sonra ilk gittiğimiz Thescape’ in diğer oyununa gitmeye karar verdik ve onu da çok beğendik.

İstanbul’da uzun süredir olan ve giderek yaygınlaşan adını çok duyduğum bu oyunları biz de burada Arya’ yı ananeye bırakıp denemiş görmüş olduk çok da beğendik, eğlenceli, kafa dağıtacak bir şeyler arayıp, özellikle kısa sürede eğlenmeye çalışanlara tavsiye edilir.

Oto koltuğu

Uzun zamandır Arya’ ya alacağımız oto koltuğu konusunda kafa patlatıyorum. Ancak, aslında bizim ve genel olarak ülkemizdeki ailelerin ortak sorunu, bebekleri yolculuk sırasında kucağa almamız.. Oto koltuğu hangi marka hangi model olursa olsun, öncelikle bebeğin bir oto koltuğuna oturmuş olması gerekiyor. Bu kurala ne yazık ki biz de her zaman uyamıyoruz 🙁 Velhasıl, biz de sonunda oto koltuğumuzu aldık.

Öncelikle oto koltuğu alırken bebeğin kilosu göz önünde bulundurulmalı. 0-12 kg, 0-36 kg, 9-18kg, 9-36 kg, 15-25 kg,15-36 kg şeklinde tipleri bulunuyor. ‘Aman o zaman 0-36 alıp geçelim’ demek mantıklı değil çünkü her yaş grubunun ve kilonun, fizyolojisi ve anatomisi farklı, ayrıca oto koltuklarının yapıldığı malzeme itibarı ile 6 yıl gibi bir kullanma süresi var.

Türkiye’de oto koltuğu artık zorunlu ancak trafikte ne kadar dikkat ediliyor bundan emin değilim. Örneğin Amerika’da yeni doğmuş bebeği, ailenin hastaneden çıkarabilmesi için oto koltuğunun olması şart koşuluyor, düşünün yani..

Arya 8 ayını bitirmek üzere ve birkaç ay içinde de inşallah 9 kg’a ulaşacağını düşündüğüm için bize en uygun olanın 9-18 kg grubu olduğuna karar verdim.

Bebeklerin en az bir yaşına kadar hatta artık birçok kaynakta 2 yaşına kadar yüzü arkaya dönük biçimde oturtulması gerektiği söyleniyor ancak Türkiye’de bu durum çok sıkıntılı 🙁

Tabi ki oto koltuğunda en önemli konu güvenlik.. En yüksek güvenlik için çocuğun oto koltuğundaki emniyet kemerinin 5 noktalı olması gerekiyor. Isofixli ve isofixsiz modeller bulunuyor. Bu sebeplerle ben en baştan isofixli modelleri araştırdım.

İsofix denen çelik bağlantı çubuklar aracın arka koltuğunun arasında bulunan demir halkalara monte ediliyor ve (Allah korusun!) kaza anında oto koltuğunu emniyet kemerli modellere göre çok daha sıkı tutuyor. Birçok araba da isofix bağlantısı olacak şekilde üretilmiş. Ancak yine de oto koltuğu alırken arabanızda isofix bağlantısı olup olmadığına dikkat edin derim.. Oto koltuğu güvenliği ile ilgili testler var, birçok markaya bu güvenlik testleri uygulanmış. oto koltuğunun Avrupa Güvenlik Standardına uygun olduğunu belirten  ECE mutlaka olması gereken bir sertifika ancak iyice güvenilir olsun diyorsanız testlerin en önemlisi ADAC testleri. ADAC test sonuçları sitesinden açıp incelenebiliyor.( http://www.adac.de/infotestrat/tests/kindersicherung/kindersitz-test/) Bu testlerden geçmiş güvenilir kabul edilen benim de araştırdığım birkaç marka şunlar; CYBEX, RÖMER, MAXI COSI, BE SAFE.

En zor geçilen güvenlik testi  ise PLUS TESTmiş. Bu testi geçen ve Türkiye’de satılan tek marka BE SAFE.  Tabi ki bu konunun uzmanı olmadığım için kendi çapımda araştırmalar sonucunda arkaya dönük oturuluyor olması ve dönebilme (!!) özelliği nedeniyle Cybex Sirona, kalitesi defalarca kanıtlanmış olması, testlerden iyi notlar almış ve çevremdeki bir çok kişinin memnuniyetle kullanıyor olması nedeniyle Britax Römer Trifix ve plus testini bile geçmiş olması nedeniyle Be Safe x3. 

Ben bu üç oto koltuğunu inceledim sonra da bir seçim yaptım. Nasıl mı..

Öncelikle reklamından ‘her yöne dönebiliyor’ şeklinde bir şey anladığım için en çok almak istediğim CYBEX SİRONA idi. Ancak gidip gördüğümde yolculuk sırasında dönebilme özelliğinin olmadığını, sadece 9 kg ‘a kadar arkaya bakarak sonra öne dönük oturulabildiğini öğrendim ve hayal kırklığına uğradım. Yani fotoğrafta görüldüğü gibi yolculuk sırasında her yöne dönebilen bir şey değil. Bir de birçok güzel özelliğine rağmen güvenliği artırma amacıyla önünde kocaman bir yastık olması Arya’ nın sıkıntıya gelemeyen bir tip olması nedeniyle bu koltuktan vazgeçtim.CYBEX_BROSCHUERE_120820.indd

Güvenlik testlerinin şampiyonu olarak değerlendirilen BE SAFE x3 COMFORT modeli aklımdaki diğer modeldi. Kademeli yükselme özelliği, baş koruyucu kısmının hareket edebilme özelliği hoşuma gitti, ancak diğerlerine göre belirgin pahalı olması ve Arya’ nın için oturduğu zaman baş kısmının biraz dar olması nedeniyle rahatsız olduğunu hissettiğim için bu koltuktan da vazgeçtim.izi-combi-x3-isofix-fresh-purple-grey-38_lightbox

Son olarak çok adını duyduğum, bir çok arkadaşımın beğenerek kullandığı Britax Römer Trifix’i denedim, beğenmediğim tek özelliği geriye yatabilme özelliğinin çok az olması (hatta neredeyse hiç yatamıyor) ve öne dönük oturma zorunluluğu olması. Ancak içine oturduğu zaman Arya en çok bu koltukta rahat etti ve biz de bu koltukta karar kıldık.trifix_crownblue_02_400Ancak dediğim gibi ben konunun uzmanı değilim, bunlar sadece araştırdığım markalar.. Eminim bilmediğim daha farklı ve kullanışlı modeller de vardır. Umarım kazasız belasız yolculuklar sonrası tecrübelerimi tekrar paylaşır ve bu koltuğu seve seve kullandık diyebilirim..

Emzik meselesi

‘Uyumayan bebek’ yaptığımızı daha önceden bilmem kaç kere söylemiştim herhalde ..

Aslında uykusuzluk hikayemiz giderek değişen bir hal aldı. İlk 3 ay İzmir’in havasından mıdır, suyundan mıdır nedir, bazen aralıksız 6-7 saat bile  (şimdi söylediğime kendim bile inanamıyorum) uyuduğu olurdu Arya’nın.. Derken 4 aylık olduğunda uyku düzeni ciddi anlamda bozuldu, sallamadan emmeden asla uyumaz oldu. Bunlar bir yana, gece defalarca uyanıp emmeden de asla uykuya dalamayınca aslında en baştan beri kullanmayı istemediğim emziği hayatımıza sokmuştum.
Emziğin bazı açılardan zararlı olduğu pek çok çalışma ile kanıtlanmış ama bazı faydaları da var. Özellikle son zamanlarda psikoloji üzerine çalışanlar, emziğin bebeğin doğal emme içgüdüsünü tatmin ettiğini, güven hissi verdiğini, sakinleşip uyutmaya yardımcı olduğunu söylüyorlar. Ayrıca Amerikan Pediatri Akademisi’ne göre bebeklerde ani ölüm sendromu riskini de azaltan bir şey emzik… Bununla birlikte erken dönemde emzik kullananların anne memesini daha erken bıraktığı, uzun süre kullanımının ağız ve diş gelişimine zararları verdiği, V tipi üst çene gelişimi ve yüz yapısında bozulmaya, kulak-burun-boğaz sorunlarına, orta kulak iltihabı ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonlarına daha sık yakalandıkları da biliniyor. Bana göre, devamlı (her ne kadar BPAsız da olsa) plastik, hem de hijyen sağlanması pek mümkün olmayan bir nesneyi bebeğin devamlı emmesi çok da hoş değil.aa

Ayrıca emziği bırakmak da bir o kadar zor bir durum diye düşündüğüm için uzun süre emziğe karşı mesafeli durdum. Ama sonuçta Arya’ nın memeyi emzik haline getirmesi ve yemekten çok sakinleşebilmek ve uykuya dalabilmek amacıyla memeyi kullanması üzerine emziğe başlamıştım. Aslında başlarda fena da değildi, gece uyanınca (birkaç kez) emziği ağzına veriyorduk ve uykuya devam ediyorduk. Derken işler değişti..  Arya ağzından emzik düştüğü anda ağlamak şartıyla (abatmıyorum) geçen gece 29 kez uyanınca ortada bir gariplik olduğunu düşünmeye başladım. Emzik sakinleştirici özelliğini kaybetmiş artık bağımlılık haline gelmişti, ağzından düşmesi Arya’da cinnete yol açıyordu.

Hal böyle olunca elimizi taşın altına sokalım ve küçük bağımlıyı (!) emzikten kurtaralım diye karar vermek zorunda kaldık. Aslında emziği bırakmak için doğru yaş 1-2 arası, tabi ne kadar erken bırakılırsa o kadar iyi. Ama bir o kadar da zor.. Resmen bir bağımlılığı yok etmeye çalışıyoruz, ben psikolog ya da psikiyatrist değilim o yüzden bu konuya hakim de değilim, bir şeyi bıraktırmak için en doğru yol nedir onu da bilmiyorum, ama bir gecede 29 kez uyanmakta zorlanan ve işe gitmek zorunda olan bir anneyim.. Bu sebeple emzikleri toplayıp kaldırdık. Sağ olsun annem de bize destek oluyor, gece uyanıp da emziğini bulamayan Arya’ yı sakinleştirmek ona kalıyor. Yaklaşık 3 gecedir emziksiziz, ve uyku sürelerimiz daha iyi.. Gece uyanınca tekrar dalmak zor oluyor onu da zamanla öğrenecek diye umuyorum. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu tam bilemiyorum ama deneme yanılma yöntemiyle ilerliyoruz.

Belki ilerleyen günlerde vazgeçip yeniden başlayacağız, belki de uyku dolu gecelere kavuşacağız (hiç inanmadım ama) .. Yaşayıp görelim bakalım.. Hadi o zaman iyi geceler iyi uykular dünya..

Şekersiz hayat

Ek gıda maceramız başladı henüz Arya rafine şekerle tanışmadı, açıkçası şekersiz pekmez dışında ‘tatlı’ tat ile de tanışmadı.

Benim küçük bir hayalim var…  Arya’nın şekerle tanışmasını ve içli dışlı olmasını mümkün olduğunca geciktirmek istiyorum.

Bunu söylediğimde insanlardan değişik tepkiler aldım.. Bazıları ‘amaan saçmalama nasıl olsa yiyecek, nasıl olsa alışacak,boşveer’ dedi, bazılarıysa ‘şekerden kim fayda görmüş ooh iyi yapıyorsun’ dedi.

Ben de biliyorum ki belli bir yaştan sonra yeme konusunda onu yönlendiremeyeceğim ama en azından bir süre onu hazır gıdalardan (özellikle de bazı doktorların bile iyi bir şeymiş gibi önerdiği bebe bisküvilerinden), basit şekerlerden uzak tutmaya çalışacağım..

Neden mi.. Alın size bir dolu neden..         seker-300x300

Rafine edilmiş basit şekerler güzel tatları sayesinde çokça tüketilir ancak besin değeri olmadığı gibi, doygunluk hissi de vermez. Kan şekerini de hızla yükseltir sonrasında da hızlı bir düşüşe sebep olur. Rafine şeker tüketen çocukların kan şekerinde hızla yükselmeye bağlı hiperaktif davranışlar gösterdikleri, sonrasında da kan şekerinin hızla düşmesine bağlı depresif bir moda girdikleri de biliniyor.

Amerikan Pediatri Akademisi de çocukların rafine şekerden uzak durmasını öğütlüyor. Erken yaşta basit şeker tüketiminin diş çürüklerine, ileriki yaşlarda obezite ve obezite ilişkili hastalıklara, şeker hastalığı, kalp hastalıkları ve kansere kadar yol açabileceğini, ve ileride daha fazla şekerli gıda tüketme şeklinde bir davranış paterni oluşturacağını söylüyor. Meyve suyu konusunda ise 7 yaş altında günde 170 mililitre, daha büyüklerde de 350 ml’den daha fazla meyve suyu tüketiminin zararlı olduğunu vurguluyor.

Hal böyle olunca, rafine şekerin, sosyal olarak kabul edilebilecek en alt sınırda tüketilmesi (doğum günü ya da özel günlerde) taraftarıyım. Aslında, keşke yeterince karalı ve iradeli olabilsem de, ben de çıkarabilsem hayatımdan bu zararlıları..

Arya’nın ‘anne o çikolatayı istiyoruuumm’ diye tutturacağı günler de gelecek belki evet, ama bari o zamana kadar, en azından ipler benim elimdeyken (acaba ??) mümkün olduğunca uzak tutmak istiyorum kızımı..

 

Kilo mevzusu..

9 ay gebelik ve ardından doğum sonrası ‘aman sütüm azalması’ adı altında geçen 7 ayla beraber toplam 16 aydır kilo konusunda ‘saldım çayıra’ şeklinde bir yaşam tarzım var.

Normal hayatımda da hiç bir zaman zayıf bir insan olmadım, aslında genelde balık eti kıvamında takıldım.. Ama bu dönemde balık etlilikten, obezite mertebesine doğru emin adımlarla ilerlemeye başladım.

Derken işe başlamam ve beraber çalıştığım insanlardan (özellikle de bir hocamdan) aldığım geri bildirimler ‘hoop artık bi dur ya’ dememe neden oldu.

9 ay gebelik ve ardından doğum sonrası ‘aman sütüm azalması’ adı altında geçen 7 ayla beraber toplam 16 aydır kilo konusunda ‘saldım çayıra’ şeklinde bir yaşam tarzım var.

Normal hayatımda da hiç bir zaman zayıf bir insan olmadım, aslında genelde balık eti kıvamında takıldım.. Ama bu dönemde balık etlilikten, obezite mertebesine doğru emin adımlarla ilerlemeye başladım.

Derken işe başlamam ve beraber çalıştığım insanlardan (özellikle de bir hocamdan) aldığım geri bildirimler ‘hoop artık bi dur ya’ dememe neden oldu.

Buraya kilomu ve boyumu açık açık yazmaya şimdilik cesaretim yok ama şuan BMI’m 25-30 arasında, yani fazla kilolu kategorisinde 🙁 Bu sebeple, evlendiğim kilo olan 52’ye tekrar geri dönemeyeceğimin farkında olsam da en azından 50’lileri tekrar görmek ve oralarda sabitlenmek adına yediklerime dikkat etmeye başlamaya karar verdim. Önceden (düğün öncesi) bir Dukan diyeti maceram var, sonuçta kilo vermiş olsam da lipid değerlerimde yükselmeye neden olduğu için Dukan diyetine olumsuz bakıyorum. Hayalim, karbonhidrat özellikle ekmek ve kızartma tüketimimi azaltıp sebze ve protein ağırlıklı beslenmek. Tabi bu kadar zaman her istediğini yedikten sonra hiç kolay olmayacak. İtiraf edeyim bu satırları yazarken bile gözümün önünden tiramisular geçiyor 🙂

İşim zor yani ama bu sefer biraz kararlıyım, güzel görünmekten öte boğum boğum olmuş göbeğim sağlığımı olumsuz etkiliyor..

Umarım şartlar ve sağlık durumum da buna müsaade eder..

Evimiz küçük bir tırtıl için güvenli mi?

Arya’nın hareketlenmeye başlaması (gerçi şu anda emeklemekten çok sırtüstü geri geri ilerleme hareketi yapıyor 🙂 ) bizi hem mutlu etti hem de ev kazalarından çok korkan bir insan olarak beni paniğe sürükledi.

Dünyayı keşfetmeye çalışan ve bu uğurda kendine zarar vermeyi bile göze alan küçük tırtılımız için evimiz ne kadar güvenli acaba diye düşündüğümde sonuç beni çok korkuttu.

Amerikan Pediatri Akademisi, biz çocuk hekimlerini ev kazalarını önlemek için göreve çağırıyor. Çünkü ne yazık ki dünyada her yıl birçok çocuk kaza ve zehirlenmeler gibi önlenebilir nedenlerle hayatını kaybediyor 🙁 Bu sebeple hem kendi kızım için hem de mesleki açıdan ev kazalarını önlemek için yapmamız gerekenleri araştırdım biraz..

Öncelikle ilaçlar, kesici delici ve yanıcı aletleri ortadan kaldırmalıyız.1_100

Ağır (üzerine düşerse çocuğu yaralayabilecek) veya kırılgan eşyaları kaldırmalıyız. Sivri köşeli mobilyaları koruyucular ile güvenli hale getirmeliyiz. Hadi ona para vermek istemiyorsak bezle sarmalıyız.

Kendimize ne kadar güvensek bile (!!!) kucağımızda ya da yanımızda çocuk varken sıcak bir şey içememeliyiz.

Hangi çocuğun hangi yaşta hangi pencereyi açabileceği net olarak kestirilemeyeceği için tüm pencerelerimize kilit taktırmalı, balkon ve parmaklıkların çocukların geçebileceği kadar geniş olmamasına dikkat etmeliyiz. Dış kapının kilitli olduğundan ve çocuğun onu açamayacağından emin olmalıyız, aynı zamanda tüm odalar için çocuğun kendisini kilitleyemeyeceğinden emin olmalıyız.

Koridorlarda takılıp düşmeye yol açabilecek şeyler bulundurmamalıyız.

Karyolasından dışarı tırmanabiliyorsa kenarlık taktırmalıyız. Çok sık gördüğüm için çok korktuğum şeylerden biri de tehlikeli kimyasallar içeren temizlik maddelerinin içilmesi..

Çamaşır suyu, deterjan, yağ çözücü gibi maddeleri kilitli dolaplarda saklamalıyız.

Fırını ve ocak düğmeleri için koruyucu kullanmalıyız, ütü yaparken dikkatli olmalıyız.. 201005033031_kazapg6ev-kazalarindan-korunma-yollari_646x340

Elektrik prizlerine kapak taktırmalıyız.IMG_0234

Ev içinde küvet ve kovalarda su bekletilmemeli , çok yakın zamana bu konuyla ilgili çok acı şeyler gördük ne yazık ki..

1994’te ABD’de Tüketici Ãœrün Emniyet Komisyonu (Consumer Product Safety Commission) tarafından hazırlanan rapor, yürüteçlerin çok fazla sayıda yaralanmaya yol açtığını göstermiştir. Yürüteçler bebeklerin kendi gelişimsel seviyelerinden daha fazla hareketli olmasını sağladığı ayrıca bebeğin motor gelişimine önemli bir katkısı olmadığı da bilinmektedir. Bu sebeple yürüteç kullanımı tercih edilmemeli..

İzleyenlerinden aklından çıkmayan kardeşini çamaşır makinasına atma sahnesini göz önüne getirerek kardeşi olan çocuklar için ekstra önlemler almalıyız.

Ev kazaları ile ilgili olmasa da, sağlığı açısından çocuklar mikrodalga fırınlardan uzak tutmalı, mümkün olduğunca çevrelerinde kablosuz internet kullanmamalıyız.0120434_0_jpeg

Bu liste daha uzayıp gidiyor.

Bu listedeki her şeyi uygulamak çook çok zor tabi ki..

Çocuklara zarar verecek her şeyi düşünmek ve onları her şeyden korumak da mümkün değil.

En azından elimizden gelenleri yapmak lazım diye düşünüyorum, sonrasında da Allah onları korusun sakınsın inşallah…