Bebek alışveriş listesi

Bu yazıyı bugün oğlu olacağını öğrenen ve bir kız bebek bekleyen iki hamile arkadaşım için yazıyorum (sağlıkla doğup büyüsünler inşallah..), umarım okuyan herkesin de işine yarar.

Çift çizgiyi gören her anne adayı hemen gidip alışveriş yapmak, şirin şirin kıyafetlerle doldurmak ister evini.. Hele bir de cinsiyet belli olduysa pembe mi mavi mi çelişkisi de bittiyse değmeyin anne adayının keyfine.. Ancak bir süre sonra heves biter yerine faydalı şeyleri alma isteği başlar. Hamileliğimin çoğunu yatarak geçirdiğim için bebek alışverişi için araştırmaya bol bol zaman buldum, şimdi aldıklarımı ve faydalanıp faydalanmadıklarımı anlatayım biraz da..

Bebek arabası: Piyasada çeşit çeşit bebek arabası var, en ön planda olan markalar da concord, stokke, quinny, inglesina , mamas papas, bugaboo. Fiyatlar da 1000- 4000 tl arasında değişiyor. Bebek arabası, bebek alışverişinde çok önemli bir kalem, güvenli, kullanımı kolay olmalı. Ben aslında büyük tekerlekli bir bebek arabası istiyordum. Ancak arabayı günde belki birkaç kez katlayıp açmam gerekeceğini düşününce  küçük tekerlekli, kullanımı ve taşıması rahat bir araba aramaya başladım. Özellikle 9 kg olana kadar kullanabileceği araba koltuğu olarak da kullanılabilen maxi cosi ana kucağı ile uyumlu olması ve gerçekten kolay katlanılabilir ve küçük olması nedeniyle tercihim quinyy zapp’tan yana oldu. Quinny-Zapp-Xtra-3-Tekerlekli-Travel-Sistem-Bebek-Arabasi-Cabriofix-Ana-Kucagi-34791

Beşik /park yatak: Özellikle de şirin ahşap beşikler anne adaylarının hemen gönlünü çalsa da kısa kullanım süresi nedeniyle çok da gerekli değil. Park yataklar ise uzun kullanım süreleri, taşınabilmeleri nedeniyle çok daha fazla tercih ediliyor. Ben park yatak tercihimi sallanabilmesi, forumlarda olumlu geri bildirimler alması nedeniyle Kraft Samba’dan yana kullandım.

untitled

Bebek odası: Zorunlu bir ihtiyaç olmadığını bilmeme rağmen bebek odası yaptım. Bebek mobilyalarını seçerken masif ahşap olmasını isteğim için Haidi markasını tercih ettim. Renk olarak da beyazı seçtim, sonuç da hiç fena olmadı bence. Bebek odası tekstilinde ise perdeden halıya, yatak korumadan, abajura kadar set halinde satılan kidboo ürünlerini çok beğenerek aldım.

Beslenme ürünleri: Biberon, emzik, süt sağma makinası gibi ürünleri tümü için BPA içermeyen philips avent markasını tercih ettim. Özellikle göğüs ucu olmayan annelerin mutlaka alması gereken, benim de çok fayda gördüğüm bir ürün de philips avent göğüs ucu koruyucu, bu ürün sayesinde çatlaklara ve göğüs ucu olmamasına rağmen bir çok anne emzirmeye devam edebiliyor. untitled

Banyo ürünleri: Şampuan olarak mustela konak önleyici şampuanı aldım ancak konak oluşumunu engellemedi, sebamed banyo köpüğünden ise çok memnun kaldım. Mothercare banyo havluları ise hem desen hem yumuşaklık açısından favorim, en az 3 adet olması gerekiyor bence.. Bunlar dışında banyo küveti (dengesiz olması nedeniyle ayaklı olanları almadım) ve doğal sünger ve maşrapa da alınacaklar listesi içinde..

Bakım ürünleri: Bakım ürünlerinin çoğunu mustela marka aldım özellikle masaj yağını çok beğenerek kullandım, bence bu ürünleri alırken marka çok önemli değil parabensiz olması ve bebeğinize allerji yapmaması yeterli. Pişik kremlerinin çoğunu denedim. Desitin (özellikle mor olanı) gerçek bir mucize, saatler içerisinde pişiği geçiriyor ancak ne yazık ki paraben içeriyor, sudocrem ve mustela pişik kremleri de günlük kullanımda tercih edilebilir. Tırnak bakımı için ise itiraf edeyim çok şirin olması nedeniyle chicco’yu tercih ettim.

images8VG78CVW

Deterjan: Aslında bitkisel içerikli deterjanlar da olmasına rağmen alerjik bir bünye yaratmamak ve normal deterjana geçişini kolaylaştırmak adına  dalin bebek deterjanını tercih ettim. Yumuşatıcı ve beslenme gereçleri deterjanlarını ise Friendly marka seçtim ve çok memnun kaldım. untitled

Yan yatma yastığı:  Bebeğin yan dönmesini ve boğulmasını engelleyen bu ürünü bir pediatrist olarak kesinlikle tavsiye ederim. Ben yaklaşık iki ay bu ürünü kullandım ve içim rahat etti

Oyuncak: Oyuncak konusu dikkatle düşünülmesi gereken bir konu. Piyasada çeşit çeşit oyuncak var ama bir çoğu kullanışsız ve bebeğin gelişimine hiçbir katkı sağlamıyor. Hem bebek gelişimi açısından hem de özellikle bebeğin ilk aylarında anneye de rahat bir nefes aldırması bakımından oyun halısı çok gerekli .Fisher price markasının çok güzel oyun halıları var. Ayrıca ev tipi ana kucağı da bir çok bebek için vazgeçilmez.. Bunun dışında ilk aylarda olmazsa olmaz oyuncak çıngırak. Aylar ilerledikçe dokunma duyusu ile farkındalık yaratan ve hışırtı sesi veren oyuncaklar gelişime katkı sağlayabiliyor.

Kıyafet: Kıyafet konusunda bence dikkat edilmesi gereken en önemli nokta %100 pamuk olması, zaten bir çok bebek markası bu konuda taviz vermiyor, benim özellikle beğendiğim markalar mothercare, carters ve güzel elbiseleriyle andywawa oldu. Ancak bu markalar sık sık ziyaret edilmek suretiyle takip edilmeli, çünkü ara ara çok ciddi indirimlere giriyorlar, malüm bebeğin yediği helal giydiği haram derler, ama bir hevesle güzel ne görsek alıyoruz işte 🙂

Marka isimleri çok kullandım ama hamileyken benim için önemli olan insanların kullanıp memnun kaldığı şeylerdi umarım bu yazıyı yazmamı isteyenlere faydalı olabilmişimdir.

Doğum hikayemiz

Bugün Arya’ m 4 aylık oldu. Bu dört ayda hayatım tamamıyla değişti ve güzelleşti. 4. ayımız vesilesiyle doğum hikayemizden bahsetmek istedim biraz da..

Zorlu bir hamilelik sürecinin ardından, hem kendi isteğim hem de bebeğin boynunda kordon olması nedeniyle doğum şeklimin sezaryen olmasına karar verildi. Ameliyat tarihi de 24 Haziran olarak belirlendi. 23 Haziran’da saat 4 sularında son bir kez doktorum USG ile değerlendirdi. Suyumun artık iyice azalması nedeniyle bebeğin kalp atımında hızlanma olduğunu, nasıl olsa yarın sezaryen olacağım için önemli bir sorun olmadığını söyledi. Bizim moralimiz yine biraz bozuldu tabi ki. Artık kızımın içeride durduğu her dakika beni daha da endişelendiriyordu ve bir an önce ona kavuşmak istiyordum. Bir yandan da olanlar hala bir rüyaymış gibi geliyor ve kızıma kavuşamadan uyanmaktan korkuyordum.

Doktor kontrolü sonrasında eve gittim, erken doğum olabilir diye yaklaşık 1 ay önce hazırladığım hastane çantamı tekrar kontrol ettim. Nedense Arya ‘nın çantasını kontrol etmek içimden gelmedi, ya o güzel bebek kıyafetlerini giydiremezsem, ya o puset boş gelirse diye kısa bir süre ağladıktan sonra kendimi toparladım ve fotografçımızı arayıp sezaryen saatini ve yerini bildirdim. Fotoğraf çekmeyi de çekilmeyi de çok seven bir insan olarak, ne kadar zorluk yaşasam da ne kadar endişeli olsam da, bu anı ölümsüz kılmak için fotoğrafçımız Hülya Hanım ile aylar öncesinden anlaşmıştık.

Sonrasında kısa bir duş aldım, zaten artık son haftamda banyoda eğilmek bile bir işkenceye dönüşmüş ve banyo sürem en fazla 10 dakikaya inmişti. Ardından kuaförün yolunu tuttum, saçlarıma maşa yaptırdım ve eve geri döndüm. Ancak suyumun azaldığı ve bebeğin kalp atışlarının hızlanmış olduğu düşüncesi beni rahat bırakmadı ve çantaları toparlayıp doğruca çalıştığım ve doğum yapmayı planladığım hastaneye gittik. NST’ de ciddi bir sıkıntı çıkmadı ama kasılmalarımın başlamış olduğunu gördük, yine de hastaneye yatışım yapıldı.

Sabaha kadar bir dakika bile gözümü kırpmadım, hayatımda hiç etmediğim kadar duayı o gece ettim, çokça ağladım. Nasıl bir bebek olacağını, kime benzeyeceğini o güne kadar hiç hayal etmediğimi, daha doğrusu hayal etmekten korktuğumu fark ettim. Hiç tanımadığımız, hiç yüzünü görmediğimiz bir insana nasıl bu kadar bağlandık diye de bol bol düşündük eşimle.Bu geceden sonra artık her şeyin farklı olacağını, iki kişi çıktığımız evimize üç kişi döneceğimizi düşünüp mutlu olduk.

Derken günün ilk ışıklarıyla bir kez daha ağlama krizine girip ardından fotoğraf çekimi için hızla hazırlanmaya başladım. Fotoğraf çekimi sırasında içimde fırtınalar koparken yüzüme sadece basit bir gülümseme yerleştirdim ..

10

Çekimler bittikten sonra bir görevli beni ameliyathaneye götürmek için odama geldi. Aklımdaki tek düşünce kızımın sağlığı ve ona kavuşma heyecanı olduğu için ne anesteziden ne ameliyattan korktum. Tek korkum onu kucağıma alamamaktı.

Ardından spinal anestezi yapıldı, ben daha iğnenin girdiğini bile anlamadan bacaklarım sıcacık oldu ve kuş gibi hafifledi.

Daha önce bir çok kez pediatrist olarak doğuma girmiştim, alışkındım aslında ortama.. İlk kez tıp fakültesinde doğuma girdiğim sırada benim de birçok kişi gibi gözlerim dolmuş, bu mucizeyi hayranlıkla izlemiştim. Şimdi ise durum çok farklıydı, bu sefer benim mucizem gerçekleşiyordu.. Bu duyguyu anlatmak imkansızdı. Aylardır beklediğim, onun için her şeyi göze alabileceğim kızıma kavuşmak üzereydim.

O sırada ciyak ciyak bir ağlama sesi duydum, neydi ki bu .. Gerçekten kızImın sesi miydi, gerçek miydi yani her şey..

78 sb79

O pamuk ellerini, ayaklarını, güzel yüzünü gördüm sonra, kucağıma aldım,  kokladım ve şükrettim seni verene..

Geldin ya sen sağlıkla ne isterdim artık daha.. Hoş geldin hayatımıza..

191

İşte bizim doğum hikayemiz. Dostumun düşmanımın isteyen herkesin yaşamasını dilediğim türden, her şeyden başka bir duyguymuş bu..

Hikayemizi anlatmışken,öncelikle iyi kötü her anımda sonsuz destekçim olan, sevgisiyle beni şımartan, hamilelik dönemi boyunca kusmalarımda kova yetiştirmekten,  son günlerimde çorabımı giydirmeye kadar her türlü desteği veren, dünyanın en iyi babası olacağına inandığım eşime, annelerin bir tanesi, anneanne olmanın iki kere anne olmak demek olduğunu gösteren anneme, bir tanecik babama, her sızlanmamı bıkmadan dinleyen, yanımda olan, kızımın ilk doktoru Duygu’ya, her şeyi sorup yine de bıktıramadığım kuzenim Banu’ya ve Barış abime, doğum öncesi gecede bile beni  yalnız bırakmayan Laden’e,  her derdimi konferans yöntemiyle dinleyip yanımda olan dostlarım Mine, Çağla ve Helin’e, en çok da ansızın gelmeye karar verip dünyamızı aydınlatan ve bana bunları yaşatan güzel kızım Arya’ ma teşekkürü borç bilirim..

‘Uykusuz her gece’ mi acaba?

Aslında Arya’ nın yenidoğan dönemi bittikten sonra belli bir uyku düzeni oturmaya başlamıştı, gün içinde yaklaşık 3-4 kere kısa uykular uyuyor, geceleri bir yada iki kez beslenerek sabah uyanıyordu. Ancak yaklaşık 10-15 gündür uyku düzenimiz kalmadı, bazı geceler en fazla 3-4 saat olacak şekilde blok uyuyor (ki bu da yetersiz) bazı geceler ise saat başı uyanıyor ve emmek istiyor 🙁  Aslında sıkıntısı açlık değil çünkü biberondaki sütü kesinlikle içmiyor, tahminimce sıkıntısı diş kaşınmaları çünkü emzik ya da dişini kaşıyacak herhangi bir şey ile mutlu oluyor.

2 Arya artık 4 aylık 🙂 Bu dönemin aslında uyku eğitimi için uygun bir dönem olduğu söyleniyor. Birçok otör 4 ayını dolduran bir bebeğe artık uyku eğitimi verilmesi gerektiğini düşünüyor. Uyku eğitimi deyince akla gelen şey ‘o ne ya bebek öyle çatlatana kadar ağlayacak mı’ oluyor. Ama aslında bebeğin ve ailenin hayat kalitesi açısından önemli gibi duruyor. Peki nedir bu uyku eğitimi dedim ve ben de biraz bu konuyu araştırdım.

Öncelikle uyku rutini oluşturmak gerekiyor. Bebeğin rahatlaması için, güzel bir duş sonrası, rahatlatıcı bir masaj uygulaması yapılabilir. Masal okunur, müzik dinletilir ya da her uyku saati öncesi belirlenmiş sözler söylenir.

Sonrasında aşağıdaki yöntemlerden biri denenir.

En bilinen yöntem Ferber – Kontrollü Ağlatma Yöntemi. Öncelikle sallanmaya ya da memede uyumaya alışmış bebeği bir gün tutup da ‘artık sana uyku eğitimi vericem ve seni sallamayacağım’ derseniz o bebek öyle ya da böyle az ya da çok ağlar 🙁 Bu yöntem de bu ağlamanın kontrol edilmesi şeklinde. Bu yöntemin ana kuralı, bebek ağladığında bile asla kararlılığınızdan vazgeçmemek (nasıl yani !! 🙁 ) Sonrasında bebek mızmızlanmaya ve ağlamaya başlayacak. İşin en zor kısmı burada bebeğin ağlamasına dayanmak.. Bu sırada kafada bir bekleme süresi belirlemek gerekiyor mesela 3 dakika..3 dakika sonrası sallamadan kucağa almadan ve odada fazla durmadan çıkmak gerekiyor. Bu şekilde odaya girmeme süresini yavaş yavaş artırarak bebeğin uyuması sağlanıyor.  örneğin ilk seferde 3 dakika bir daha ki sefer 4 dakika.. Yani bebeğin dayanma gücü yavaş yavaş artırılıyor. Bu yöntemin uygulanması sonucu büyük ihtimalle üçüncü gece 5 dakikada uykuya geçecektir ve dördüncü gece ağlamadan uyuyacaktır. Tabi ki bu çook zor bir yöntem, bebek ağlarken kapıda durmak çok zalimce görünüyor. ‘Ya bu kadar ağlatacağıma alır bir beş dakika sallarım’ diyor insan eğer bi de evde aile büyükleri varsa bu yöntemi uygulamak tamamen imkansız hale geliyor, ‘çatlatacak mısın çocuğu ver ben uyuturum’ diyecek annelerimizle eğitim falan da ilk geceden yalan olur yani.

Diğer yöntem olan Tracy Hogg – Yatır Kaldır Yöntemine göre bebeği uyku rutininden sonra yatağa koymak, ağlamaya başladığında kucağınıza almak ve sustuğu anda hemen geri koymak gerekiyor. Sallamak ve konuşmak yok yine. Bu şekilde bebek sakinleşip yatağa yatırdığınızda uyuyana kadar yatır-kaldır’a devam ediliyor. Tracy Hogg’a göre her akşam bu yatır-kalk ların sayısı azalacaktır. Çocuk yatağa konduğunda tekrar ağlıyorsa aynı yatırıp kaldırma devam edecektir. Süresi çocuğun direncine bağlıdır.  Bu da ağlatma yönteminin bir türüdür. Ferber’den en önemli farkı çocuğun yalnız bırakılmamasıdır. Bebeği ağlatmadan bebeğe ‘senin yanındayım ama sen kendin uyumalısın’ mesajı veriliyor. Ama tabi ki emmeye ve sallanmaya alışmış bebek bu yöntemde de çok ağlıyor. Uygulayabilir miyim bilmem ama bana şimdilik en uygun yöntem bu gibi gözüküyor.

1

Kim West – Kontrollü uzaklaşma yönteminde ise bebek uyanıkken yatağa yatırılır,  beşiğinin yanına oturulur, ağlamasına fırsat vermeden sevilir, okşanır. Çok ağlarsa kucaklanır ve sakinleştirilir. Bu yöntemin ilk 3 gününde bebeğiniz uykuya dalana kadar yatağın başında oturulur ve her 3 günde bir sandalyeyi yatağından biraz daha uzağa götürülür.  Böylece birkaç gün sonra bebeğiniz sizi göremeyecek ama sesinizi duyabilecek. Birkaç hafta sonra ise bebeğinizi yatağına yatırıp odadan çıkacaksınız ve bebeğiniz ağlamadan uykuya dalacak diyor Kim West ama öyle olur mu acaba.. Bu yöntemi deneyip başarıya ulaşan birçok kişi hatta bebeklere gelip bu eğitimi veren kurumlar var.

Bu yöntemleri hepsi çok ciddi bir sabır gerektiriyor. Yurtdışında aileler çok uyguluyor olsa da bence özellikle Ferber yönteminin uygulanması imkansız 🙁 Ayrıca kurulmuş bir uyku düzeni olsa bile hastalık, seyahat ya da farklı koşullar olması halinde bu düzen bozulabiliyor.

Bakalım biz de bu yöntemlerden birini seçip deneyebiliriz belki başarıya da ulaşabiliriz ya da amaan nasıl uyursa uyusun yeter ki mutsuz olmasın diyebiliriz bakalım zaman ne gösterecek..

Acemi annenin gerekli ve gereksizler listesi

Hamilelik dönemi boyunca özellikle devamlı yatmak zorunda kaldığım dönemde daha çok internetten olmak üzere ‘kızımı beklerken’ adı altında deli gibi alışveriş yaptım 🙂  Şimdi oturup düşününce bunlardan bazıları çok gerekli bazıları ise gereksizmiş. En azından bizim için..  Biraz da bu konudan bahsedeyim istedim.

Öncelikle almazsam olmaz mı yaa dediğim, Arya geldikten sonra almasaydık napardıkların listesi;

1. Süt sağma makinası : Bebeğini emziren bir anne için olmazsa olmaz, her an yanında olmak istesem de kısa süreli molalarda anneme/eşime süt bırakıp birazcık dinlenebilmek için, işe başlayınca eve süt bırakabilmek için, Arya gibi küçük bir bebeğiniz varsa ve özellikle ilk haftalarda yeterince ememediğini düşünüyorsanız bu çook gerekli bir araç. Ben bu konuyu abartıp philips avent süt sağma makinasının yanına bir de 3 ay hastane tipi pompa kiraladım 🙂 Ama en azından süt artırma konusunda çok fayda gördüm.pompa

2. Sterilizatör: Hamileyken, ‘amaan alıp da napcaz eskiden sterilizatör mü vardı, kaynatırız olur biter’ derken, hamileliğin son günlerinde almaya karar verdiğim şimdi düşününce almasaydık herhalde mahvolurduk dediğim bi araç, benimki weewell çok da memnunum hani.untitled

3. Nazal aspiratör: Arya gibi sümüklü bebeler için çok gerekli 🙂 Neredeyse her  gün burun temizliği yapmamız gerekiyor, almasaydık olmazmış yani. Önce ucu daha yumuşak diye chicco aldım ama memnun kalmayınca otribebeye geçtim. Ama kızım bu aparatlardan çook nefret ediyor tabi ki. Annesinden önce bu aparatı tanıdı gariban 🙁

4. Uyku tulumu: Doğumdan önce saçmalık olarak gördüğüm uyku tulumu, her gece Arya’nın çoşup üstünü açması benim de 10 dakikada bir örtme çalışmalarım ve en sonunda pes edip ‘hadi açabiliyorsan bunu aç bakalım’ diyerek Arya’yı uyku tulumu içinde paket dürüm yapmam sonucu bir gereklilik haline geldi. Slumbersac marka aldım hiç de fena değil.1

5.Park yatak: ‘Bebektir elbet yatırılacak bir yer bulunur ne gereği var’ dediğim şimdi de özellikle tatillerde olmazsa olmazlar arasına giren bir öğe. Alırken sallanabilmesi nedeniyle kraft marka tercih ettim,çok da memnunum.Her bebek gibi Arya da sallanma hastası ve park yatak bu açıdan da işimize yarıyor.

Şimdi de çok heyecanla alıp pek kullanamadıklarımın listesi;

1. Sling: Sling furyası çıktığı günden beri dikkatimi çeken, özellikle kolikli bebeklerde çok fayda sağladığını düşündüğüm slingi, yaklaşık 15 gün araştırıp sonra içime sine sine almıştım, gel gör ki Arya hanım slingin o sıkı fıkı tabiatına dayanamadı.Bir seferde alışmayabilirsin ben bi daha denerim diye yaklaşık 10 kez denememe rağmen hanımefendi nuh dedi peygamber demedi ve girmedi o slingin içine 🙁 Ama anne de altta kalır mı şimdi de kanguruya sokma denemelerine girişecek, bu raundu Arya almış gibi görünse de bakalım sonuç ne olacak.. 🙂2

2. Ayaklı tulumlar: Hamilelik dönemindeyken özene bezene göbeği de ayağı da sırtı da açılmaz, rahat rahat giyer diyerek aldığım ayaklı tulumları kızım her giydirişimde tepinerek protesto etti. İlk günlerde herhalde ondan rahatsız olmuyordur bi daha giydireyim diye uğraştıysam da protestodaki şiddet kullanımını gün be gün arttırdı şimdi ise yaklaşık 15 adet tulum hiç giyilmeden terziye götürülüp iki parça ve ayaksız olacak şekilde kestirilmeyi bekliyor.2

3. Bol reklamlı güya kimyasalsız ıslak pamuklar: TV’de devamlı reklamları geçen kimyasal barındırmadığını söyleyen ama cilde değer değmez Arya’ya allerji yapan ıslak pamuklar 🙁 1 koli ıslak pamuk şimdi arabanın torpido gözünde el silmek için bekliyor. Kızıma ise bildiğin pamuğu suyla ıslatıyoruz ve kendi ıslak pamuğumuzu kendimiz yapıyoruz.

4. Göğüs pedleri: Yav ne gerek var bunlara diyorum şimdi hem kocaman kocamanlar hem de pahalı, koy yuvarlak pamuğu geç işte. Ama aldık işte en az 10 kutu 🙂

5.Aşırı miktarda cicili bicili elbise: İnsan (herhalde öyledir) ilk çocuğu olunca -hele bir de kız olunca- gördüğü her güzel elbiseyi almak istiyor hele kabarık kabarık etekli pembeli morlu elbiseleri görünce dayanamıyor hiç. Hele Arya gibi yaz ayında doğup, bir de yazın sıcağında gezenti annenizin peşinden İzmir sıcağına sürüklendiyseniz giyebileceğiniz en kalın kıyafet çıtçıtlı badi oluyor ve güzelim o kadar elbise bir fotoğraf çekildikten sonra çöp oluyor 🙁 Şekil A’da benden fazla elbisesi olan Arya hanımın gardrobu) DSC_0007

Efendim işte benim listem… Eminim unuttuğum başka şeyler de var çünkü acemi anneliğin kaçınılmaz sonucu olarak bu liste daha uzayıp gider ama şimdilik benden bu kadar..

Bir annenin bitmez tükenmez dilekleri ve tarihe notlar-1

İçi dolsun diye dua ederek hastaneye götürdüğümüz pusetinle, 27 Haziran’da masum masum uyuyarak evimize geldin, seninle tamamlanmış hissettim kendimi ilk defa..

İlk banyonu 3 Temmuz’da yaptın, su gibi berrak ve derin ol istedim..

Beni tanıdığını 10 Temmuz’da hissettim ilk kez, dünyalar benim oldu, galiba artık anne oldum dedim.

İlk yolculuğunu 25 Temmuz’da İzmir’e yaptın, çok gez, çok eğlen, istediğin hayatı istediğin şekilde yaşa diye dua ettim.

İlk kez 10 Ağustos’ta gülümsedin, ilk kahkahanı ise 17 Ekim’de attın, bu hayat hep yüzünü güldürsün istedim.

Bu tarihe notlar dolsun taşsın, önce ‘off anne ne biçim şeyler yazmışsın’ dediğin asi günler, sonra ‘iyi ki yazmışsın şimdi ben de yazacağım’ dediğin günler gelsin istedim..

Ömrün uzun ve sağlıklı, şansın hep açık olsun kızım..

Annelik üzerine

Aylardan mayıs, saat ise gecenin üçü..

Arya’ ya yazdığım satırlar;

Sana kavuşmama çok az kaldı bebeğim, sen benim heyecanım, sen benim korkum, sen benim mutluluğumsun. Sen benim görmeden sevdiğim mucizemsin.. Normalde romantik bir insan değilimdir haa yanlış anlama ama konu sen olunca duygusallaştım işte biraz.. Kıyafetlerin, yatağın, yorganın her şeyin hazır. Seni sevmek üzere bekleyen bu kadın da hazır.. Gel artık ama öyle bunu duyunca da hemen koşup gelme, güzel güzel gel, sağlıkla gel.. Boş ver aslında istediğin gibi gel. Yeter ki gel de sen, nasıl gelirsen öyle gel..

Bu annelik var ya delilik aslında..

İnsan görmediği birini nasıl bu kadar sever, neden böyle dört gözle bekler..

Hayatına normal şekilde devam ederken, o çift çizgiyi görünce nasıl başka bir insan olunur bir anda..

O dakikadan itibaren, nasıl başka bir canlı için atmaya başlayıverir ki kalbi..

Dua etmeyi bile bilmezken, bütün sözler ‘inşallah, maşallah’ larla dolar ..

Annesinin kıymetini daha iyi anlamaya başlar bir anda..

O iyi olsun, o mutlu olsun diye yapmayacağı her şeyi, bir bir yapmaya başlayıverir..

Hayal etmeye bile korkar bazen, kendinden bile kıskanır..

Bir yandan yorgunluktan uykusuzluktan gözleri kapanırken, yüzü bir kez daha gülsün diye uyumasın ister diğer yandan..

Hem sağlıkla güzellikle büyüsün, hem de hiç büyümesin, masum masum kucağında uyusun ister  ..

Zorluğuyla, güzelliğiyle, endişeleriyle ve deliliğiyle başka duyguymuş annelik.. İsteyen herkese nasip olur umarım..

Diş mi çıkacak ne..

Arya kızım son bir haftadır biraz huzursuz özellikle akşamları bu huzursuzluk artıyor 🙁 Salyalar artmaya, eller devamlı ağıza gitmeye başladı. Hal böyle olunca acaba diş mi çıkacak sorusu akıllara gelmeye başladı.. Süt dişlerinin çıkma zamanı ve şekli çocuktan çocuğa farklıdır ama genelde 6. aya doğru çıkar. Önce alt ön dişler, daha sonra arkaya doğru üst dişler ve azı dişleri sürer. 24 ya da 30 aylık olana kadar süt dişleri çıkmaya devam eder. Yani büyük ihtimalle daha 2 ayımız var var ama sıkıntısı şimdiden başladı.
Sıkıntılı durumda olan kızım için yapabileceklerimi listeledim;
•Elleri yıkadıktan sonra diş çıkan bölgeye parmakla hafif masaj yapmak
•Bez parçasını buzdolabında bir süre soğuttuktan hafif bir basınçla ovmak
•Eğer çocukta çok ciddi bir huzursuzluk varsa parasetamol içeren ağrı kesici kullanmak
•Buzdolabından çıkarılmış havucu ısırmasını sağlamak
Bunun dışında bazı jeller mevcut, ancak jelin içindeki anestezik madde var, bu nedenle az da olsa bazı riskler taşıyor. O yüzden çok zorunlu olmadıkça bunu tercih etmeyeceğim.
Özellikle yurtdışında fenomen olmuş %100 doğal kauçuk ve gıda boyası kullanılarak üretilmiş SOPHIE THE GIRAFFE adında yumuşak bir diş kaşıyıcı var, bir yandan da oyuncak görevi görüyor. Fiyatı 70 tl gibi biraz pahalı ancak zaten Kızıma çok fazla oyuncak almadım o yüzden bu ürünü hem doğal hem de yumuşak olması nedeniyle tercih ettim. Sophie bu günlerde genelde Arya’nın elinde daha doğrusu dişinde 🙂untitled

Tabi ki böyle asortik şeylere çok da gerek yok aslında eski usul buzdolabından çıkmış bir havuç da bizim tavşanların işini görür ama ah işte bu modern anneler :))
Bir de diş hekimi konusu var tabi.. Ben eskiden beri diş hekimlerinden çok korkarım, umarım Arya’nın, benim gibi korkuları oluşmadan sevdiği bir diş hekimi ve sağlıklı dişleri olur, ama o zamana kadar daha çok çekeceğiz herhalde ..

Konak meselesi

Özellikle son 15 gündür Arya’nın kafasında çok şiddetli konak oluşumu var. Hem de çok faydalı olacağını düşündüğüm mustela konak önleyici şampuanı ilk günden beri düzenli kullanmama rağmen 🙁
Konak denen şey infantil seboreik dermatit bebeklerde doğumdan 1-2 ay sonra saçlı deride yaygın olarak pullanma ve kızarıklık oluşması yani, genelde de birkaç ay geçtikten sonra geriliyor.
Annenin bebeğiyle ilgilenmediği yada duş yaptırmadığı için konak oluştuğu şeklinde komik bir yargı var bizim memlekette..
Aslında ciddi bir durum değil, üzülecek bir şey de yok ama ben de taktım bu konaklara.. 2 günde bir şampuanla yıkamama ve arada zeytinyağı sürmeme rağmen kurtulamadık bu konaklardan. Derken annemin baskısıyla eski yöntemleri deneyelim dedik saf zeytinyağı ve eski bir erkek cep tarağı bularak başladık işe..
Zeytinyağı ile masaj yapıp bir 10 dakika beklettikten sonra hafifçe kazıyarak taradık saçları ve sonuç mükemmel eser kalmadı konaktan 🙂
Ne mustelası ne konak şampuanı ne varsa annelerimizin dediklerinde mi var ne 🙂

Vitamin ve mineral destekleri ve katkı maddeleri konusu

Teorik bilgilerime göre yenidoğan bebeklere sadece anne sütü ile besleniyor olsa bile günlük 400IU D vitamini desteği,4-6 ay arasında da 1-2 mg/kg demir desteği mutlaka verilmeli. Bu duruma uygun olarak Türkiye’de tüm yenidoğanlara D vitamini kullanmaları öneriliyor. En çok da Devit-3 preparatı reçete ediliyor. Daha önce D vitamini kanserojen madde içeriyor diye bir çok yerde içeriğindeki BHA (Butillendirilmiş Hidroksi Anisol) dan bahsedildiğini biliyoruz. Türkiye’de satılan birçok demir ilacında da paraben mevcut. Aslında bir ilacın belli bir raf ömrü olması için içinde mutlaka koruyucu madde bulunması gerekiyor. Elbette bebeklerimizi tüm katkı maddelerinden ya da kanserojenlerden koruyamayız ancak paraben gibi son yıllarda meme kanseri yapabileceği nam salmış bir maddeyi içeren bir ürünü de kullanmak istemiyor insan..
Peki ne yapmak gerekir, aslında bunu ben de net olarak bilemiyorum. Özellikle yurtdışından getirilen bazı bitkisel içerikli ürünler var ancak bu ürünlerin çoğunun FDA ( Food and Drug Administration, yani “Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi” ) onayı yok. Bitkisel içerikli adı altında birçok ürünün de yanlış kullanım sonucu çok ciddi yan etkileri olabiliyor. Tabi ki katkı maddelerinden kaçınacağız diye beyin gelişimi için çok önemli olan demiri, ya da büyüme ve gelişmede mutlak gerekli olan D vitaminini vermemek gibi bir şey söz konusu olamaz. Bu konuda bazı doktorlar demir eksikliğini tam kan sayımı bakılarak gerekirse verilmeyeceğini savunuyorlar ancak unutulmamalı ki demir eksikliğinin ancak son evrelerinde tam kan sayımı bozuluyor.
Ben kızımda ne yaptım peki; öncelikle 400ıu D vitamini ek olarak da A ve C vitamini de içeren ve güvenli olduğunu düşündüğüm multitabs damlayı (günde 1ml) kullanıyorum. Bu damla paraben içermiyor.
Demir için de floravital floradix isimli damlayı internetten araştırdım.
Floradixin prospektüsü bu şekilde;
Each 20ml Provides:
Vitamin C 26mg
Thiamin 1.6mg
Riboflavin 1.8mg
Vitamin B6 0.8mg
Vitamin B12 1.2mcg
Iron 15mg
Energy 67.2kJ/16kcal
Protein <0.2g
Carbohydrate 3.7mg
Fat <0.2g
Demir desteği çocuklarda kiloya 1-2 mg olacak şekilde verilmeli, yani 10 kg çocuk 10-20 mg demir içmeli günde, bu durumda bu ilaçtan 20 ml içilmesi gerekiyor ki bu durum da bana hiç mantıklı gelmedi ne yazık ki..
http://www.florahealth.com/ask_expert_usa.cfm ‘linkine girerek uzmana da sorduğumda bu ürünün kullanımını 2 yaş ve üzeri çocuklarda önerdiklerini söylediler. O yüzden daha araştırmaya devam edeceğim ancak şu an da daha kafama yatan bir yöntem bulamadım. Piyasada zor bulunan hatta artık bulunamayan ferrosanol eğer bulabilirsem tercihim olacak..
Elbette ki çocuklarımızı her türlü kötülükten korumak istiyoruz, yan etkisi bilinen her türlü maddeyi hayatlarından söküp çıkarmak istiyoruz ama bunları yaparken dikkatli olmak lazım yani içindeki parabenden kaçınacağım derken demir eksikliği yada d vitamini eksikliğine yol açmamak lazım.
Paraben gibi bazı maddelerin zaman zaman yıldızı parlıyor ama bunlar dışında çocuklarımıza inanılmaz derecede zararlı olan radyasyondan ya da sigara dumanından korumayı da aynı hassasiyetle düşünmeliyiz bence.. Evlerimizdeki kablosuz internetin, sürekli elimizden düşürmediğimiz cep telefonlarının, evleri temizlerken kullandığımız ve bebeklerimize soluttuğumuz deterjanların bebeklerimize verebileceği zararı da düşünmek lazım örneğin.. Bunun için benim yapabildiğim mümkün olduğunca kablosuz interneti kapatmak, bebeğimi cep telefonundan uzak tutmak, mikrodalga fırın çalışırken kesinlikle yaklaştırmamak, soluma yoluyla zarar veren deterjanları kullandıktan sonra havalandırmadan bebeği odaya sokmamak gibi..
Herşeyi organik olsun diyen annelerden de değilim sonuçta akvaryum balığı da yetiştirmiyoruz ama çocuklarımızı elimizden geldiğince korumalıyız özellikle de bu gizli zararlılardan.

Mastit ve Emzirme Macerası-2

Tamam her şey artık yoluna giriyor, yavaş yavaş sütüm de artmaya başladı derken bir sabah uyanıyorum ki üzerimde inanılmaz bir yorgunluk, halsizlik var. Normalde hastalıkları ayakta atlatmaya alışkın bir insanım ama hiç bu kadar yorgun bitkin hissetmemişim kendimi daha önce, elimi kolumu oynatmaya bile mecalim yok. Zar zor yataktan kalkıyorum ve ateşimi bir ölçüyorum ki o da ne 40 derece.. Herhalde termometrem 6-7 yaşımdan beri böyle yüksek bir derece görmedi 🙁
İşin ilginç yanı bu ateşin, hastalığın kaynağını bile anlayamıyorum, bakıyorum boğazım ağrımıyor, idrar yaparken yanmıyor, ee neyim var benim..
Derken öğleye doğru memede bir şişlik bir ağrı başlıyor ki, dayanılmaz.. Ciğer gibi kızaran memeye dokunmak bile mümkün değil, o zaman anlıyorum ki ben meme enfeksiyonu yani mastit olmuşum. Meme başında bir çatlak veya meme cildindeki bir sıyrık enfeksiyonun giriş kapısı, ki benim onca kreme rağmen çatlaklarla başım en başından beri beladaydı. Hatta bunun için ilk günden peri philips aventin meme ucu koruyucusu ile emziriyor, lansinoh krem ve bitkisel içerikli garmastan krem kullanıyordum. (Bunların içinde bence en iyisi garmastan kremdi ) Ancak bunlara rağmen çok zor iyileşti çatlaklarım.
Özellikle vücut direncinin düştüğü dönemlerde, çatlaklardan giren bakteriler enfeksiyona neden oluyor, meme içinde boşalamayan süt bezesi de varsa, bakteriler için ideal yaşam alanı oluşuyor. Kızımın da küçük olması ve yeterince emememesi de bu işi iyice kolaylaştırmış kısacası.
Peki ne yapmak lazım, başlıyorum araştırmaya.. Öncelikle işin özü memeyi boşaltmak. Bu iş hiç ama hiç kolay değil tabi zaten dokunmak bile aşırı acı verirken nasıl sağalım o memeyi.. Sıcak su (hatta elinin değebileceği en sıcak hali) ile uzun uzun masaj yaptıktan sonra memeyi yavaşça boşalttım, bu arada antibiyotik ve parasetamol içeren bir ağrı kesiciyi de kullanmak zorunda kaldım. Neredeyse 2 saatte bir ağlaya ağlaya pompa ile sağdım. Hatta sağma işini daha yapabilmek için kuzenimin bana verdiği philips avent pompa haricinde hastane tipi pompa kiraladım (bu pompa bence sütün artması açısından da çok faydalı).
Kızımı emzirmeye çalışmak dışında kucağıma bile alamadığım o çok sıkıntılı iki günün sonunda ateşim düşmeye başladı, ağrılarım ve memenin kızarıklığı azaldı.
Anlıyorum ki emzirme işi, öyle memeye alıveriyorsun, bebek de emiyor işte gibi bir şey değilmiş yani..En azından şu lohusalık denen hem fizyolojik hem psikolojik açıdan farklı dönemde her şey gibi o da daha bir zormuş. Gerçekten de lohusalık denen dönemin o garip 40 günün bitmesiyle her şey biraz daha kolaylaştı ve güzelleşti bizim için de..