Sezaryen ve Emzirme macerası-1

Özellikle de stresli bir hamilelik geçirdiysen, bebeğin doğunca tüm sıkıntılar bitecek gibi geliyor insana.. Tabi ki böyle bir güzelliğin getirdiği zorluklar ve sıkıntılar da doğumla beraber başlıyor aslında..
Anne sütünün lösemiden, diyabete, alerjilerden, obeziteye kadar bir çok hastalık için koruyucu olduğunu, anne ve bebek arasındaki bağı güçlendirdiğini, anneyi meme kanserine karşı koruduğunu bilen biri olmam ve konuştuğum her anneye ‘ilk 6 ay sadece anne sütü verin’ demem nedeniyle, kızımı da emzirmeyi gerçekten çok istedim.
Sezaryen sonrası sütün hemen gelmeyebileceğini biliyordum aslında, çünkü karnında yaşamakta olan canlıyı bir anda çıkarıveriyordun, ne vücudun ne de beynin hazır oluyordu aslında bu duruma.. Ama insan kendi başına gelmeden anlayamıyormuş..
Sezaryenden sonra odaya gelir gelmez emzirme çalışmalarına başladım, ama memede tık yok, bir damla bile süt gelmez mi yaa. Yok işte ne yapacaksın.. Aryanın da düşük doğum ağırlıklı olması nedeniyle kan şekerinin düşmesi riski altında, sarılık riski yüksek.. Bir yandan diyorum ki mama vereyim bir yandan diyorum ki sen de mama verirsen bir daha nasıl savunacaksın ‘ilk 6 ay yalnızca anne sütü’ sloganını..
Neyse efendim, sezaryen sonrası ilk 2 gün neredeyse hiç sütüm gelmedi, belki de geldi ama ben fark etmedim, sonrasında eve taburcu oldum, annemin ısrarı üzerine sıcak su masajları yaptım, bol bol emzirmeye çalıştım, gelmese de emzirmeye devam ettim, pompa ile devamlı sağmaya çalıştım derken 4. gün fark ettim ki sütüm gelmeye başlamış ve dünyalar benim oldu..
Yani emzirme işi öyle kolay bir iş değilmiş aslında, hele sezaryen sonrası o dikişlerle hele bir de acemiysen çok zormuş. Emzirme çok emek isteyen bir işmiş, pes etmeden devamlı devamlı denemeyi gerektiriyormuş.
Aslında tıbbi olarak çok nadir durumlarda doğum sonrası süt üretimi olmuyor, genellikle annelerin sütüm gelmiyor diye pes etmesi nedeniyle süt azalıyor ya da kesiliyor. Bebeğini emzirmeyen ya da bir sebeple emziremeyen çok anne var. Evet anne sütü çok önemli ama tabi ki anne sütü verememek çocuğunu sevmediğin anlamına gelmiyor. O yüzden bir şekilde emziremeyen bir anneye aşırı baskı yapmamak gerekiyor. Ama emziremedim olmadı deyip de bırakmamak sonuna kadar uğraşmak gerekiyor..
Bunları yaşamış biri olarak annelere özellikle de sezaryen ile doğum yapmış anneler tavsiyem, ağrılı acılı da olsa denemeye devam edin, pes etmeyin ve özel bir neden olmadıkça, ya da doktorunuzun farklı bir tavsiyesi olmadıkça ilk 6 ay yalnızca anne sütü verin ve mümkünse 2 yaşına kadar emzirmeye devam edin..

Hamilelik anıları ve Kavuşma

Hamilelik deyince aklıma gelenler sadece toz pembe anılar değil aslında.. Kızımın karnımda olduğunu öğrendiğim gün başlayan heyecan ve mutluluk, 7. haftamda gelişen düşük tehtidi ve 8. haftada başlayıp 15. haftaya kadar süren, evdeki kovalarla kanka olmamı sağlayan aşırı kusmalarla gölgelendi biraz..

Gebeliğin balayı olarak nitelendirilen 2. trimester dönemi ise bebek hazırlıkları ile geçti…( ilk 3 ay düşük tehtidi nedeniyle ne olur ne olmaz diye bir çorap bile almaya cesaret edememiştim kızıma). Bu dönemde yakın zamanda doğum yapmışÂ  ve her hazırlığı en güzel şekliyle tamamlamış olan kuzenim Banu’dan çok şey öğrendim.

Kız bebek de olunca pembiş pembiş, cıvıl cıvıl kıyafetlerle doldu taştı evimiz. Acemi anne olarak tüm kıyafetleri 0-3 ay alıp, şimdi 3. ayımız biterken kıyafetsiz kalmamız işin diğer yönü tabi ki..

Bebek odası alırken doğal ağaç olsun, kremini şampuanını deterjanını alırken organik olsun diye diye incik cincik hazırlıkları tamamladım derken son haftalarda suyumun azalması, bebeğin büyümesinin yavaşlaması ve son olarak da bebeğin boynuna kordon dolanmış olması ve sezeryan gerektiğini öğrenmemizle beraber yaklaşık 2 ay yatak istirahati yapmak zorunda kaldım.

Yaklaşık 2 ay boyunca bebeğin kan akımını artırmak ve büyümesine yardımcı olabilmek için sadece sol tarafım üzerine yatınca anladım ki annelik çok başka bir şeymiş.. Normalde evden çıkmadığı gün olmayan, gezenti ben, karnımdaki arkadaş 50 gram büyüsün diye hiç gocunmadan günlerce yatabiliyormuşum, o balık yağı tabletini iğrene iğrene içebiliyormuşum, annemin o çok sinir olduğum ‘anne olunca anlarsın’ lafını şimdi anlamaya başlıyormuşum demek ki..

Öyle böyle kimi zaman heyecan kimi zaman endişe dolu geçen günlerden, ‘ne olacak sonumuz sağlıkla gelecek mi’ diye düşüne düşüne uyuyamadan geçen gecelerden sonra ise 24 Haziran 2014 sabahında kavuştuk kızımıza..

Arya’yı kucağımıza aldıktan sonra değişen güzelleşen e tabi biraz da zorlaşan bir hayat şimdi bizimkisi..

Hoş geldin hayatımıza bebeğim, sefalar getirdin..

Blog mu yazsam derken …

Neden blog yazmaya karar verdim bilmiyorum ama galiba en çok kendim için.. Her şeyi unutan ve sonra acaba bu günlerde nasıldım neler düşünüyordum diyen bir insan olarak bana iyi gelecek bu blog..

Gün gelir belki kızım Arya da okur bu yazıları..

Hem canımın içi kızım Arya’nın dünyaya gelmesi nedeniyle doğum iznindeyim nasıl olsa..

Önceden olsa bütün gün evde zaman nasıl geçer, insan her istediğini yapar diye düşünürdüm ama öyle olmuyormuş. Bütün gün öyle hızlı geçip gidiyor ki akşam yatarken düşünüyorum neden bu kadar yoruldum diye ama anlamıyorum. Ama bu o kadar güzel bir yorgunlukmuş ki bu isteyen herkes böyle yorulsun inşallah ..

İşte böylece başlamaya karar verdim güncemizi tutmaya..