Viyana geldim, gördüm, ye(n)dim

Geçen hafta kongre sebebiyle Viyana’ya gittik (böyle söyleyince çok havalı oldu ama aslında bu katıldığım ilk kongreydi 🙂 ). Neyse efendim 6 gün Arya’dan ayrı kalamam, emziriyorum bırakamam vb sebeplerden maaile toplanarak düştük yollara. Maaile dediysem gerçekten maaile, anane, dede de dahil.. Arya’nın yemeği yapılacak, otel odasında nasıl idare ederiz diye düşünürken hep duyduğum ama denemeye cesaret edemediğim airbnb sitesi aracılığıyla bir ev (https://www.airbnb.com.tr/rooms/2225357) bulduk ve orada kaldık. Bu arada tabi ki memnun kalmayabilirdik, biraz da riskli bir iş ama ben baya memnun kaldım, tertemizdi, isteğimiz üzerine mama sandalyesi ve park yatağı bile getirmişti ev sahibemiz Vania. Viyana’ya bir gün yolunuz düşerse bu evi şiddetle tavsiye ederim.. Viyana’ ya indikten sonra havalimanından şehre en ucuz gidiş yolu ise S-Bahn treni ( hızlı gitmek isterseniz CAT treni biraz daha pahalı). Havaalanında alınan ve pazartesiden pazartesiye kullanılan (yaklaşık 16 Euro) haftalık Viyana kartı ile şehir içinde her şeye binilebiliyor. Bu arada metroya otobüse binerken kart basmak falan yok, güven üzerine kurulu bir sistem, ayda yılda bir kontrol yapılıyormuş o kadar.. Gelişmişlik düzeyini düşünün artık..

Avrupa’da çok fazla şehir görmüşlüğüm yok ama Barcelona ile falan karşılaştırınca Viyana çok sakin, düzenli, çok gelişmiş bir şehir. Akşam oldu mu 19.00-20.00’den sonra açık bir yer bulmak çok zor (marketler dahil), pazar günleri ise neredeyse her yer kapalı .. Bebekle gezmek açısından ise çok rahat, kaldırımlar geniş, insanlar bebeklilere aşırı saygılı, örneğin bebekle sıra bekliyorsan hemen öne alıyorlar, aynı şey hamile, yaşlı ve engelliler için de geçerli tabi..clear-out-for-sigmund

Yollarda engel yok, çukuru tümseği yok, tüm metrolarda asansör var. Karşıdan karşıya geçerken bir çok yerde trafik ışığı yok, çünkü yaya geçerken zaten tüm arabalar duruyor.

Öncesinde çok araştırma yapamadan gittik ama Viyana zaten Avrupa’nın tatlı başkenti olarak biliniyor. Tatlıları, kahveleri ve şinitzeli pek meşhur.. Şinitzel deyince akla gelen yer Figlmüller’miş, birbirine çok yakın iki dükkan ve genellikle yer bulmak çok zor oluyormuş. Biz gittiğimizde saatin erken olması sayesinde kolayca yer bulduk, asıl domuz şinitzel meşhurmuş ama dana ve tavuk da baya başarılıydı. Ama bence en güzel ne  olduğunu bilmediğim bir sos ile yapılmış patates salatasıydı. Bu arada porsiyonlar çok büyük, iki kişi bir tabakla bile rahat doyar.IMG_3718         IMG_3339

Duyduğumuz kadarıyla Demel pastenesi, Cafe Central de ünlüymüş ama biz genel olarak hiçbirinin açık saatine yetişemediğimiz için biraz daha geç saatlere kadar açık olan Mozart Cafe’yi ve Hotel Sacher’i denedik. Apfelstrudel denen ‘elmalı börek gibi bir tatlı baya ünlü, en güzeli bence Mozart Cafe’deki soslu olandı, yine diğer beğendiğim üç küçük dilim şeklinde gelen Wiener Trioydu. Ama tüm tatlılar genel olarak bizimkilere göre hafifti, ağır ve bol çikolatalı tatlılar sevenler pek mutlu olmayabilir bunlarla. Ama bunların dışında hızlı ve ucuzluğuyla cankurtaran tadı da süper sandviçleriyle DerMann’ı da unutmamak lazım..7a399917f0

Ayrıca Viyana’yı hiç gitmeden sevmemizi sağlayan Before Sunrise filmindeki mekanlardan biri Cafe Sperl’deki kahve de en çok aklımda kalacaklardan biri.. (kahveden hiç anlamam ama melange denen kahve güzeldi)DSC_0049

Sadece yemek üzerine değildi tabi Viyana (gerçi ben 6 günde 1.5 kg aldım ama).. Kongre nedeniyle her yerini gezemesem de zaten merkezde olan Aziz Stephan Katedrali, Hofburg İmparatorluk Sarayı, Schönbrunn Sarayı, Doğa Tarihi ve Sanat Tarihi Müzesi, Viyana Devlet Operası gezilmesi gereken yerler. Tabi ki ben Arya ile birlikte bunları dışarıdan gördüm ama bu şekilde de güzeldi. Ayrıca Viyana yemyeşil bir şehir , her yerde park ve bahçeler var, AVM ise hiç yok, çocuklar için harika bir yer yani. Bir günü tamamen ayırmak gereken Schönbrunn Sarayı ise gerçekten çok güzel . Bahçesinde bulunan hayvanat bahçesi ise Arya’yı götürmeye can attığım tek yerdi. Ama Arya o gün bir türlü uykusunu alamadı yine de hayvanları görünce keyfi yerine gelir diye aldım Arya’yı girdim oraya.. Amanın Arya bir huysuzlandı bir ağladı ki sormayın. Tüm Avrupalı bebeler bir gık çıkartmadan gezerken, anaları da keyif çatarken, arya katıla katıla gezi boyu ağladı, ben de bir elimde bebek arabası, kucağımda neredeyse kafa üstü düşecek olan Aryayla, Viyanalı annelerin yargılayıcı ‘cık cık diyen’ bakışlarına maruz kaldım ve pek bir yeri gezemeden kaçtım oradan.. (Eh Aryişko bir hayvanat bahçe gezisi borçlusun bana 🙂 )     familienhit-wien-tiergarten-schoenbrunn-wien_tiergarten_panda-pavillonweb-jpg_detail2gross

Viyana’da insanlar Akdeniz insanına göre biraz soğuk ve ciddi tabi ki. Örneğin Arya’yı görünce gülümseyen ama biz gülümseyince garip karşılayan çok insan oldu. Onlarda bırakın başkasının çocuğunu ellemeyi, gülümsemek ya da sevmek gibi bir şey de söz konusu değil.. Hangisi iyi onu bilemem tabii..

Bu arada bu gezi bizim için ilklerle doluydu. Arya’nın ilk uçak yolculuğu, ilk yurtdışı seyahati ve ilk tatilimizdi. Hasta olmasından çok korkup yanımda bir torba ilaç götürdüm, kapalı yerleri gezemedim ama eğlendim. Bazı aksilikler tabi ki oldu, mesela bebek arabamızın bir parçası uçakta kırıldı, rötar yapan uçakta Arya ağlayarak ses gücüyle camları kırmaya çalıştı 🙂 Çocukla gezme korkumu yenemedim daha (özellikle de hayvanat bahçesi olayından sonra) ama cesaretim biraz arttı. Sağlıkla mutlulukla yeni yerler gezmek umuduyla..