Ebeveyn olmanın getirdikleri ve götürdükleri

Arya kızım aramıza katıldığından bugüne 205 gün geçmiş..

Nasıl geçtiğini anlamadığım, her anını dolu dolu yaşadığımı sansam da, geçmesine kıyamadığım, bir yandan da çabucak geçsin istediğim bir zaman bu..

Beni daha farklı bir insan yapan, daha yorgun daha endişeli ama daha umutlu yapan bir zaman..

Evet çok şey değişti hayatımda..

İnsanlar ebeveyn olunca artık çocuklarının hatıralarını oluşturmak için yaşarmış. Belki doğrusu bu değil ama böyle oluyor biraz galiba..

Artık doğal olarak Yiğit’le baş başa daha az zaman geçirir olduk. Daha az, daha öz, daha çok Arya konuşur olduk.. Başlarda alışmaya zorlansak da, daha kısa sürede kavga etmeyi, daha çabuk barışmayı, her konuda birbirimizi suçlayıp ardından hemen sarılmayı,affettirmeyi öğrendik.

Sadece başkasının doğurduğuna değil, kendi doğurduğuna da aşık olunabileceğini anladık.

Çocuk yetiştirmenin dünyanın en zor şeyi olduğunu, mükemmel çocuk yetiştirmeye çalışmanın saçmalığını, çocukların zaten kendi huylarıyla doğduğunu, onların davranışlarını değiştiremeyip sadece yol gösterebileceğimizi öğrendik.

İnsanın çocuğunu iyi de olsa kötü de olsa, sağlıklı da olsa sağlıksız da olsa, heteroseksüel de olsa homoseksüel de olsa, suçlu da olsa katil de olsa, karşılık alsa da almasa da sevebileceğini kavradık.

Dünyanın en sabırsız insanı olan ben, sabır ile tanıştım. Önceden endişesini, takıntılarını, üzüntülerini garipsediğim, güldüğüm anneleri daha iyi anlar oldum. Bir yandan da ilgisiz, sevgisiz annelerden tam anlamıyla iğrenir oldum. En çok da kendi annemi anlar, dinler oldum..

Daha yorgun, daha bakımsız, daha uykusuz bir insan oldum.

Heveslerim, amaçlarım, hayallerim, hırslarım küçüldü. Dualarım, umutlarım, korkularım büyüdü.

İyi bir anne miyim acaba, iyi bir anne olabilecek miyim acaba diye çok sorgular oldum.

Hamileyken düşündüğüm,planladığım bir çok şeyin saçma olduğunu anladım..

Her şeye rağmen getirdikleriyle de götürdükleriyle de hiç bir şeye değişilmezdi ama bu 205 gün..

Hiç bir şeyi bilemeyen anne

Bu hafta biraz yoruldum, evet biraz da bunaldım galiba.. Arya kızım ilk hastalığını geçiriyor ve ben ne yapacağımı bilemedim (aa hem çocuk doktoruyum diyor hem de ne yapacağımı bilemedim diyor cık cık cık !!! ) …

Evet işte bilemedim.. Daha mı kalın giydirsem, daha mı az dışarı çıkarsam, daha mı az insanların arasına soksam, durmadan ağzından burnundan öpmesem mi yoksa büyünce öptürmez zaten deyip daha mı çok öpsem, buhar makinası kullansam mı kullanmasam mı, AVM’lerde daha mı az gezdirsem, okaliptüs yağı kullansam mı kullanmasam mı, yanımda mı yatırsam yoksa düzenini bozmadan beşikte mi yatırsam, hasta olduğuna üzülsem mi yoksa amaan çocuktur hasta ola ola büyür mü desem bilemedim..

Bilemediklerim sadece bu kadar da değil.. Ek gıdaya başladım. Bir türlü yoğurdu sevdiremedim.. Önce bildiğin anne usulü mayaladım baktım ııhh ağzını açmıyor, sonra yoğurt makinası alıp 8 saate ayarladım baktım yine sevmiyor, sonra daha tatlı olsun diye 6 saate ayarladım, o sütle mayaladım bu sütle mayaladım ama nafile yoğurdu görünce suratında devamlı bir iğrenme hali.. Sonra içine pekmez kattım meyve kattım bana mısın demedi, en son teslim oldum, ara verdim biraz.. Bu konuyu da napacağımı bilemedim.

Aslında en çok bilemediğim kısım da işe başlıyor olmam.. Daha ek gıdaya bile alışamamışÂ kızımı bırakıp da işe nasıl gideceğim onu hiiç bilemedim 🙁 Çok şükür, benden de iyi bakacak annem var, gözüm arkada değil ama, zor işte zor zor zor …

Ee adı üzerinde ‘acemi anne’yim tabi ki bilemeyeceğim yaşayıp da öyle göreceğim..

Sonra ben de ‘aayy öyle çocuk mu yetiştirilir böyle yaap , aay çok ince giydirmişssin hasta olur o, aa yeleğini giydir, aa içine bez koy, aa sütün yetmiyodur mama ver bence, aa şöyle yap, aa böyle yap’ diye onun bunun işine karışacağım.

Şaka şaka yapmayacağım.. Herkesin kendi anneliğini kendi kendine öğrenmesine izin vereceğim..

Hamilelik anıları ve Kavuşma

Hamilelik deyince aklıma gelenler sadece toz pembe anılar değil aslında.. Kızımın karnımda olduğunu öğrendiğim gün başlayan heyecan ve mutluluk, 7. haftamda gelişen düşük tehtidi ve 8. haftada başlayıp 15. haftaya kadar süren, evdeki kovalarla kanka olmamı sağlayan aşırı kusmalarla gölgelendi biraz..

Gebeliğin balayı olarak nitelendirilen 2. trimester dönemi ise bebek hazırlıkları ile geçti…( ilk 3 ay düşük tehtidi nedeniyle ne olur ne olmaz diye bir çorap bile almaya cesaret edememiştim kızıma). Bu dönemde yakın zamanda doğum yapmışÂ  ve her hazırlığı en güzel şekliyle tamamlamış olan kuzenim Banu’dan çok şey öğrendim.

Kız bebek de olunca pembiş pembiş, cıvıl cıvıl kıyafetlerle doldu taştı evimiz. Acemi anne olarak tüm kıyafetleri 0-3 ay alıp, şimdi 3. ayımız biterken kıyafetsiz kalmamız işin diğer yönü tabi ki..

Bebek odası alırken doğal ağaç olsun, kremini şampuanını deterjanını alırken organik olsun diye diye incik cincik hazırlıkları tamamladım derken son haftalarda suyumun azalması, bebeğin büyümesinin yavaşlaması ve son olarak da bebeğin boynuna kordon dolanmış olması ve sezeryan gerektiğini öğrenmemizle beraber yaklaşık 2 ay yatak istirahati yapmak zorunda kaldım.

Yaklaşık 2 ay boyunca bebeğin kan akımını artırmak ve büyümesine yardımcı olabilmek için sadece sol tarafım üzerine yatınca anladım ki annelik çok başka bir şeymiş.. Normalde evden çıkmadığı gün olmayan, gezenti ben, karnımdaki arkadaş 50 gram büyüsün diye hiç gocunmadan günlerce yatabiliyormuşum, o balık yağı tabletini iğrene iğrene içebiliyormuşum, annemin o çok sinir olduğum ‘anne olunca anlarsın’ lafını şimdi anlamaya başlıyormuşum demek ki..

Öyle böyle kimi zaman heyecan kimi zaman endişe dolu geçen günlerden, ‘ne olacak sonumuz sağlıkla gelecek mi’ diye düşüne düşüne uyuyamadan geçen gecelerden sonra ise 24 Haziran 2014 sabahında kavuştuk kızımıza..

Arya’yı kucağımıza aldıktan sonra değişen güzelleşen e tabi biraz da zorlaşan bir hayat şimdi bizimkisi..

Hoş geldin hayatımıza bebeğim, sefalar getirdin..